TÜRK EVİM - ТУРЕЦКИЙ ДОМ
Стихи / Şiirler
Меню сайта
Sitenin menüsü






Категории 
Kategoriler
Мои стихи / Şiirlerim [13]
Стихи о Турции и не только о ней
Rus şiirler Türkçede [8]
Турецкие поэты [5]
Türk şairleri

Календарь
Takvim
«  Март 2010  »
ПнВтСрЧтПтСбВс
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031

Форма входа
Giriş formu
Логин:
Пароль:

Поиск
Arama

Друзья сайта
Dost sıteler

Виртуальная школа турецкого языка * Sanal Türkçe okulu

Онлайн-словарь * Online sözlük (RU - TR, TR - RU)

 
Турецкий клуб в Москве
Türk Külübü Moskova'da
 
Турецкий Клуб 
 
  
 

    Наш опрос

    Какая тематика в культуре Турции Вам наиболее интересна?

     

    [ Результаты · Архив опросов ]

    Всего ответов: 464
     


    Онлайн всего: 1
    Гостей: 1
    Пользователей: 0
    Приветствую Вас, Гость - Misafir · RSS 2010-03-13, 5:55 Am




    Ağırlık ve tatlılık kızkardeştir
    Ağırlık ve tatlılık kızkardeştir, aynıdır belirtileri
    Ciğerotları ve yabanarıları ağır gülleri emerler;
    İnsan ölür, soğur ısınmış kum,
    Kara bir sedyede taşırlar bir gün önceki güneşi.
    Ah, ağır petekler ve o tatlı ağlar,
    Ağır bir taşı kaldırmak daha kolaydır tekrarlamaktan
    senin tatlı adını!
    Tek bir kaygım var benim, altın bir kaygım:
    Zamanın ağırlığını kaldırmak kaygısı...
    Kara bir su gibi çekerim içime bulanık havayı,
    Zaman pullukla sürülür ve gül çürüyüp toprağa döner;
    Örülür iki sıralı bir çelenkte ağırlıkları ve tatlılıkları
    Karışırken yavaş bir burgaçta ağır ve tatlı güller...
    1920

    Çeviren: Ataol Behramoğlu
     



    Geleceğin gürültülü zafer şenlikleri için...

    Geleceğin gürültülü zafer şenlikleri için,
    o soylu kuşak uğruna, yoksun kaldım
    atalarımın şölenindeki kadehimden,
    mutluluğumdan, onurumdan.

    Omuzlarıma atılıyor şu kurt köpeği çağ,
    oysa benim kanım kurt kanı değil.
    İyisi mi, bir Sibirya kürkünün koluna
    bir kalpak gibi sokun beni ki,

    gözüm görmesin korkakları, yıvışan çamuru,
    çarka gerilen kanlı kemikleri,
    ve bütün gece parlasın benim için
    ilkel güzellikleriyle mavi tilkiler.

    Yenisey’in aktığı geceye götürün beni
    çamların yıldızlara değdiği,
    çünkü benim kanım kurt kanı değil,
    ancak bir benzerim öldürebilir beni.

    17-28 Mart 1931 - 1935





    Utangaç sözsüz sesi

    Utangaç sözsüz sesi
    Ağacından düşen bir meyvanın,
    Ve onun çevresinde, bölü... Читать дальше - İleri »

    Категория - Kategori: Rus şiirler Türkçede | Просмотров - Bakış: 29 | Добавил - Ekleyen Kişi: TurkEvim | Tarih: 2010-03-01


    Любить до бесконечности...


    Я лезвием ножа первую букву имени твоего, моя роза,
    Вырезал на стволе склонившего к земле ветви тутового дерева,
    А рядом вырезал первую букву своего имени.
    Их не стереть, даже если снять с дерева кору.

    И если настанет день нашей разлуки, моя роза,
    В глубине любящих сердец останется след,

    Подобный нашим именам, вырезанным лезвием ножа на стволе тутового дерева.
    Твоя любовь, исцеляющая кровоточащие раны души моей,
    С каждым новым днём будет возрождать в наших сердцах солнце.
    Роза моя, это не та любовь, что живет до гроба -
    А та, что будет жить до бесконечности.



    Серенада лунного луча
     
    Лунный блеск, летучая волна...

    Шелестел сияющий прибой,

    Полнозвучно пела тишина,

    Та, в которой были мы с тобой.

     

    Серенада лунного луча

    В несказанный полуночный час

    Радостной симфонией звуча,

    Стала тихой вечностью для нас.

     

    А вода солёная – в лицо!..

    ... Читать дальше - İleri »

    Категория - Kategori: Турецкие поэты | Просмотров - Bakış: 321 | Добавил - Ekleyen Kişi: TurkEvim | Tarih: 2009-10-24

     

    Rusya
     
    İşte o altın yıllarda olduğu gibi
    Aşınmış üç eyer kayışı sallanıyor yine
    Ve renk renk üç tekerlek dingili
    Dalıp çıkıyor eğri büğrü izlere…

    Rusya, yoksul Rusya!
    Kül rengi köy evlerin senin
    Ve rüzgârın taşıyıp getirdiği türküler
    Gözyaşları gibidir ilk sevgimin

    Acımak elimden gelmez sana
    Ben kendi boğuntumu yaşamaktayım şimdi…
    Git, istediğin büyücüye
    Teslim et haydut güzelliğini!

    Varsın büyülesin seni ve aldatsın
    Yok olmazsın yitip gitmezsin nasıl olsa
    O güzel çizgilerin belki
    Dumanlanır biraz, kaygıyla…

    Ne çıkar bir kaygı daha eklenmişse
    Çağıltılı nehre bir gözyaşı daha damlamış ne çıkar…
    Sen o'sun yine, ormanlar, tarlalar…
    Ve kaşlarına kadar nakışlı bir boyun atkısı…

    Ve katlanılmayacak hiçbir şey yoktur artık
    Sezilmez nasıl akıp gittiği uzun yolların
    Parlayıverdiğinde, uzakta bir yerde
    Atkının altından bir anlık bakışın
    Ve usul bir tasayla çınladığında
    Boğuk türküsü arabacının…

     

    Durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya

    Durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya
    Anımsamazlar geçtikleri yolları;
    Biz, Rusya'nın korkunç yıllarının çocukları -
    Gücümüz yok hiçbir şeyi unutmaya.

    Yakıp kavuran, kül eden yıllar !
    Çılgınlığın mı, umudun mu kökü gizli sizde?
    Savaş günlerinden, özgürlük günlerinden
    Kanlı bir parıltı kaldı yüzlerde.

    Uğultusu tehlike çanlarının
    Dilsiz olmaya zorladı bizi.
    Uğursuz bir boşluk kapladı
    Bir zaman coşkuyla dolu yüreklerimizi.

    Varsın, üstünde ölüm döşeğimizin
    Uçuşsun bir karga sürüsü, bağırışlarla -
    Tanrım, seyretsinler âlemini senin
    Kimler daha lâyıksa!

    Çeviren: Ataol BEHRAMOĞLU

     

    İskitler

    Milyonlarcasınız. Milyarlarca biz.
    Hadi deneyin, savaşın bizimle.
    Evet Asyalıyız, biz İskitleriz.
    Aç, vahşi ve çekik gözlerimizle!

    Sizin yüz yıllar, bizim bir saat
    Uşaklar gibi iki düşman ırka
    Biz kalkan tutuk, ettik itaat
    Moğollarla Avrupa arasında

    Yüzyıllarca o eski ocağınız gürledi
    Susturarak çığların sesini
    Ve siz yabancı bir masal sandınız
    Lizbon ve Messina'nın çökmesini

    Gözünüz Doğudaydı yüzyıllarca
    Topladınız bizim başyapıtları,
    Erittiniz. Alayla beklediniz
    Bizlere doğrultmak için topları.

    Vakittir. Bakıyor bela kapıdan
    Büyüyor günbegün dargınlıklar,
    Yok olur belki hiç iz bırakmadan
    Günü gelince sizin Pestumlar.

    Daha ölmemişken ah eski dünya!
    Daha sürerken tatlı çilen senin.
    Ermiş Oidipus gibi dursana
    Önünde eski Sfenks bilmecesinin.

    Rusya Sfenks’tir. Gülerek, ağlayarak
    Kara kanlar içindeyken kendisi
    Gözleri sende, bakar öylece,
    Durur, içinde nefret ve sevgisi.

    Evet, kanımızın sevdiği gibi
    Sevmiyor hiç biriniz çoktan artık
    Unuttunuz bu dünyada sevgiyi
    Yakan, öldüren duyguyu - yazık!

    Severiz ilahi basireti de,
    Soğuk sayıların sıcağını da,
    Anlarız özü Fransızca espride,
    İç karartan Alman dehasını da.

    Aklımızda Venedik serinliği,
    Sokaklardaki cehennem Paris'te
    Uzakta aromalı limon bahçeleri,
    Köln'de dev yapılar, duman da, sis de.

    Severiz vücudu tat ve rengiyle
    Boğucu, ölümcül kokusuyla biz,
    Su... Читать дальше - İleri »

    Категория - Kategori: Rus şiirler Türkçede | Просмотров - Bakış: 322 | Добавил - Ekleyen Kişi: TurkEvim | Tarih: 2009-08-14

     
    …Нераскаянный, несусветный!..
    Я согласна тебя отпустить!..
    Иногда порою рассветной
    Приходи в мои сны погостить.

    Вот мой дом у горного склона,
    Хлеб да соль - нет её солоней!..
    А вот это - святая икона,
    А вот это - свеча перед ней…

    Воду чистую в глиняной чаше
    Поднесу - и спать уложу…
    «И остави нам долги наша…»
    А заветного - не скажу.

    А наутро… неразделима
    Нам дорога - легка и светла...
    А за ней - Иерусалима
    Светозарные купола!..

    15.06.2009
    Категория - Kategori: Мои стихи / Şiirlerim | Просмотров - Bakış: 219 | Добавил - Ekleyen Kişi: TurkEvim | Tarih: 2009-06-16

     

    Прости меня за то, что я - была!..
    Жила? - Едва ль!..
    Прости меня за то, что я ушла
    В другую даль!..

    За пыль чужих дорог, за сосны те -
    Для нас - на час!..
    За то, что я верна пустой мечте
    В последний раз!

    Пять лет игры, пять лет игры с огнём -
    Моя вина!
    Смертельный бой - я, несомненно, в нём
    Побеждена!

    …Июнь. И за окном запели птицы -
    Кто знает, соловьи, или синицы!..
    Шумит листва. А может, только снится
    Мне в голосах вечерних голос твой.
    …Прости…

     

    ***


    Affet, hayatında ben olduğum için,
    Yaşadım mı gerçekten? Sanmam!
    Affet, bırakıp gittiğim için,
    Başka uzaklara.

    Yolumuzda yabancı olduğumuz için;
    O çamları bir an gördüğüm için
    Boş hayallerle sana güvendiğim için
    Son defada...

    Beş yıl oyun, beş yıl ateşle oyun
    Ben suçlu
    Muhakkak ölümcül oyun içinde
    Ben Mağlup.

    Haziran, kuşlar uçuştu camdan
    Kim bilir bülbül mü, serçemi?
    Yaprak sesleri mi yoksa hayal mi?
    Sesimde senin akşam ki sedan
    Affet…


    11 - 12.06.2009


    Elena İvanova

    Çeviren: Hilmi Bilici

    Категория - Kategori: Мои стихи / Şiirlerim | Просмотров - Bakış: 179 | Добавил - Ekleyen Kişi: TurkEvim | Tarih: 2009-06-12

    Dinleyin!..

    Dinleyin!
    Bu yıldızları böyle
    her gece
    niçin yakarlar ?
    Herhalde birisine gerekli diye?
    Herhalde yanmalarını isteyen birisi var?
    Ve herhalde birisi
    bu balgam parçalarını
    inci diye sayıklar?
    Ve zorlayıp
    bir öğle vakti kalkan toz borasını
    Tanrı katına varır
    geç kalmak korkusu yüreğinde
    yalvarır

    öper Tanrı' nın elini merhamet dilenerek
    ağlar -
    anlatır kendisine niçin bir yıldız
    gerektiğini -
    bu azaba yıldızsız katlanamayacağını
    Ve sonra o birisi
    gezdirir boğuntusunu diyar diyar
    sakin gözükmeğe çalışarak:
    "Şimdi daha iyisin değil mi?"
    diye sorar
    yoluna ilk çıkana
    "Korkmuyorsun artık
    değil mi?"
    Dinleyin!
    Yaktıklarına göre bu yıldızları
    böyle
    her gece
    Birisinin işine yaramaları şart
    öyle değil mi
    ve şart olsa gerek
    gene her gece
    hiç olmazsa bir yıldızın yanıp sönmesi..

    Çeviren : Attilâ T
    okatlı

     
    Keder

    Rüzgâr, umutsuz, boşuna
    dövünüp durdu insafsızca.
    Karartarak damlayan kanı
    ürpertip damların omurgasını.
    Ve bir yalnızlık düşkünü yine
    doğdu dulkalmış ay gecede.

    Çeviren: Erdal A
    lova


    Lili (Mektup yerine)

    Tütün dumanı kemiriyor havayı.
    Oda
    Kruçyonıh'ın Cehennem' inden bir bölüm gibi.
    Anımsıyor musun
    İlk kez
    ardında bu pencerenin
    tutkudan çıldırmışçasına
    okşamıştım ellerini.
    Şimdi
    oturuyorsun aynı yerde,
    yüreğin
    demirden bir kılıf içinde.
    Ve yarın
    paralayan sözlerle
    kovacaksın belki beni
    Ve loş antrede
    uzun süre
    titreyişlerle sarsılan bir kol
    bulamayacak
    ceketteki yerini.
    Çıkacağım, ezilmiş.
    Fırlatacağım vücudumu sokağa.
    Yabanıl
    çılgın
    umutsuzlukla paramparça.
    Hayır
    gerek yok buna,
    sevgilim,
    biriciğim,
    gel
    vedalaşalım şimdiden.
    Ağır bir gülle gibi
    aşkım
    nereye kaçarsan kaç
    asılıdır sana
    nasıl olsa.
    Bırak
    son bir haykırışla uluyayım
    horlanmışlığın acı yankısını.
    Çalışmaktan
    anası ağladığında öküzün
    gider
    salar kendini soğuk sulara.
    Aşkından başka
    deniz yok bana,
    ve gözyaşları da
    bir erinç
    koparamıyor ondan.
    Yorgun fil
    sessizliği aradığında
    yatar
    kızgın kumlara saltanatla.
    Aşkından başka
    güneş yok bana.
    Ve bilmiyorum bile
    neredesin şimdi ve kiminle.
    Eğer
    bir başka şair olsaydı
    böylesine üzdüğün,
    onarırdı acısını
    parayla ve ünle.
    Fakat
    sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı
    senin sevgili adının
    çınıltısından başka.
    Atmayacağım
    bir boşluğa kendimi,
    zehir içmeyeceğim.
    Ve dayayıp
    şakağıma namluyu
    çekmeyeceğim tetiği.
    Ağzı hiçbir bıçağın
    bakışların kadar senin
    kesemez beni.
    Yarın unutacaksın
    seni taçlandırdığımı,
    ve yakıp tükettiğimi
    çiçeklenmiş bir ruhu
    aşkla.
    Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı
    dağıtacak
    sayfalarını kitaplarımın.
    Sözlerimin kurumuş yaprakları mı
    durduracak seni
    çırpınan soluğuyla.
    Bırak hiç değilse
    son bir sevgi dalgası sereyim
    beni bırakıp giden adımlarının altına.

    Çeviren : Ataol Behramoğlu

     ... Читать дальше - İleri »

    Категория - Kategori: Rus şiirler Türkçede | Просмотров - Bakış: 300 | Добавил - Ekleyen Kişi: TurkEvim | Tarih: 2009-05-26

     
     
     
    Kleopatra ve Âşıkları
     
    Saray pırıl pırıl. Şarkıcılar hep bir ağızdan
    Destan okuyorlardı, filâvta ve rubabın akışıyla.
    Melike sesiyle ve bakışıyla
    Canlandırıyordu ziyafeti ihtişam içinde.
    Gönüller sürükleniyordu onun tahtına doğru
    Fakat altın tasın önünde, O, birdenbire daldı derinlere
    Mucizeli başını, omuzuna eğip durdu.
    Ve şimdi muhteşem ziyafet sanki uyukluyordu,
    Davetliler susmuştu. Şarkıcılarda ne ses, ne seda vardı!
    Ama işte, eğilen başını O kaldırdı yine,
    Işıklı bir yüzle başladı sözlerine:
    "Mutluluğunuz sizin, benim aşkımdadır,
    Dinleyin beni, ben dilersem eğer, siz
    Benimle bir olabilirsiniz.
    İhtiras alışverişine kim giriyor, kim?
    Aşkımı satıyorum ben,
    Hayatı pahasına bir gecemi benim
    Söyleyin, kim satın alacak içinizden?”
    Sustu ve korku sardı herkesi,
    Yürekler burkuldu şehvetle…
    O, yüzünde soğuk bir cüretle
    Dinlemektedir şaşkın mırıltıları
    Ve küçümseyen bakışlarını ağır ağır
    Hayranlarının üstünde dolaştırmaktadır.
    Birden bir insanın çıkışıyla yarıldı kalabalık
    Onun peşinden geldi iki kişi daha
    Duruşları pervazdı, gözbebekleri ışık.
    Melike karşılıyor gelenler ve böylece
    Alışveriş bitiyor: satın alınıyor üç gece.
    Ölüm odasıdır çağıran onları artık.
    Şimdi kutsal kâhinler
    Donakalmış davetliler önünde
    Uğursuz kâseden
    Sıra kur’asını çekiyor birer birer.
    Birinci Flavius, son Roma bölüğünde
    En yırtıcı asker.
    Çıldırtabilirdi onu
    Katlanmak bir kadının azametine,
    O kabul etmişti zevkin meydan okuyuşunu,
    Kızgın kavga günlerinde koşar gibi
    Düşmanın davetine.
    İkinci, Kriton, genç hakim,
    Epikür bahçelerindendi,
    Kharite’lerin, Kıbrıs’ın, Amur’un
    Şairi ve hayranlarındandı.
    Üçüncü, yeni açmış bir bahar çiçeği gibi
    Okşuyordu gözü ve kalbi.
    Ünlü değildi, adı asırlarda tutmamıştı yer;
    Yavaşça gölgeliyordu
    Dudaklarını ilk tüyler;
    Genç yüreğinde tecrübesiz gücü
    Kaynıyor ihtirasla;
    Heyecan ışıldıyor gözlerinde.
    Mağrur Melike hüzünlü bakışlarını;
    Dondurdu onun üzerinde.
    "-Ant içerim… Ey zevklerin anası,
    Mislini görmediğin gibi hizmet edeceğim sana.
    Satılık bir cariye gibi gireceğim,
    Kandırıcı ihtirasların odasına.
    Dinle beni, gücü büyük Kıbrıslı sen,
    Ve siz yer altı hükümdarları,
    Ey gazaplı Ayda’nın ilahları,
    Yemin ederim ki, sabah şafak sökene kadar
    Arzularıma hükmedenleri, ben
    Tatlı ihtiraslarla doyuracağım,
    Ve bütün esrarlı aşk hünerleriyle
    Ve misilsiz bir rehavetle onları yoracağım.
    Ama, kızıl sabah ışıklarıyla,
    Sökünce ölümsüz şafak,
    Yemin ederim ki ölümün baltasıyla
    Bu bahtiyar başlar yuvarlanacak.”
    Ve işte artık gün batıyor,
    Altın bir yay gibi doğuyordu ay.
    Örtüldü baygın gölgelerle
    İskenderiye’de saray.
    Fıskiyeler coşuyor, meşaleler tutuştu.
    Buhurdanlar tütüyor ağır ağır, yer yer…
    Dünya ilâhlarının bekliyor emirlerini
    Tatlı, ihtiraslı serinlikler.
    Sessiz ve ihtişamlı karanlıkların,
    Gönlü çeken mucizeleri arasında,
    Ve gölgesinde erguvani perdelerin
    Işıldıyordu altın oda…

    1835

    Çeviren: Nâzım HİKMET

     
     
     
     
     
    Gece sisi kaplamış tepelerini Gürcistan’ın..

    Gece sisi kaplamış tepelerini Gürcistan’ın;
    Karşımda akıyor Aragva uğultulu.
    Hem hüzün hem bir hafiflik var içimde; kederliyim,
    Seninle dopdolu, aydınlık bir keder bu.
    Seninle, sadece seninle… Hiçbir şey
    Bozmuyor, tedirgin etmiyor üzgünlüğümü,
    Ve yürek yeniden tutuşuyor, seviyor yeniden,
    Sevmemesi olanaksız çünkü.

     
    Категория - Kategori: Rus şiirler Türkçede | Просмотров - Bakış: 930 | Добавил - Ekleyen Kişi: TurkEvim | Tarih: 2009-04-06


     
     
    Kış gecesi (Mum yanıyor masada...)
    Tipi, tipi, bütün dünya, 
    Köşe bucak kar. 
    Bir mum yanıyor masada, 
    Yanan bir mum var. 
     
    Sinek nasıl yaz geldi mi 
    Ateşe uçar, 
    Uçuyor bak onun gibi 
    Pencerede kar. 
     
    Yapıştırıyor camına 
    Onları rüzgâr. 
    Bir mum yanıyor masada, 
    Yanan bir mum var. 
     
    Işıyan tavana az az 
    Yerleşir gölge, 
    El çapraz, ayak çapraz, 
    Çapraz kader de. 
     
    Tıkırtıyla düştüğü an 
    Pabuçlar yere, 
    Mumun gözyaşı lambadan 
    Damlar eteğe. 
     
    Her şey karlı karanlıkta  
    Yiter kırçıl, ak. 
    Bir mum yanıyor masada, 
    Mum yanıyor, bak. 
     
    Mumu üfürür bir yandan, 
    Tutku ateşi 
    Kaldırır kanatlarından 
    Bir melek gibi. 
     
    Tipiydi tüm şubat ayı, 
    Ve bir mum bazan 
    Işıtıyordu odayı, 
    Masada yanan. 

    1946

     


     

    Sonbahar 
     
    Dağılın dedim ev halkına, 
    Bütün dostlar çoktan dağıldı, 
    Ve doldu kalbe ve doğaya 
    Tüm zamanların yalnızlığı. 
    Bekçi kulübesindeyim bak 
    Seninle, ıssız bir orman bu. 
    Yollar, şarkıya uyarak  
    Yarı yarıya otla dolu. 
    Şimdi acı duyarak bizi 
    Seyrediyor kütük duvarlar. 
    Hiç beklemeyin cengimizi, 

    Geberip gideceğiz, o kadar. 
    Birde oturup üçte kalkarız, 
    Bende kitap sende el işi, 
    Ve şafak söker, anlamayız, 
    Artık öpüşmediğimizi. 
    Umursamadan ve görkemli, 
    Yapraklar, dökülün, hışırdayın, 
    Ve dünün acı kasesini 
    Bugünün hüznüyle çoğaltın. 
    Bağlılık, çekicilik, gönül! 
    Dağılalım bu hengamede! 
    Güzün hışırtısına gömül! 
    Dona kal veya çıldır sen de! 
      
    Dr.Jivago’nun şiirlerinden

     

     

     
     
    Bazılarını sevmek 

    Bazılarını sevmek ezer bizi, 
    Senin her şeyin mükemmeldir, 
    Ve çekiciliğinin gizi 
    Hayatın çözümüne bede... Читать дальше - İleri »
    Категория - Kategori: Rus şiirler Türkçede | Просмотров - Bakış: 385 | Добавил - Ekleyen Kişi: TurkEvim | Tarih: 2009-03-13




    İşte yine o pencere,
    Uyku tutmayan. Bakıyorum.
    Şarap mı içiyorlar,
    İçmeden mi oturuyorlar,
    İki ruh hiç ayrılmaz mı?
    Bil ki, her evin
    Öyle bir penceresi var.

    Ayrılık ve kavuşmanın haykırışı,
    O pencere’dir!
    Bin mumlu mu, üç mumlu mu,
    Kim bilir!..
    Zihnimin rahatı uzaklara kaçmış,
    Şimdi benim de evimin
    Böyle penceresi varmış...

    O uykusuz ev için,
    Ateşli pencere için
    Dua et, dostum benim!..


    Çeviren: Elena İvanova