Турция - Türkiye

Категории
Мои стихи / Şiirlerim [18]
Стихи о Турции и не только о ней
Rus şiirler Türkçede [8]
Турецкие поэты [4]
Türk şairleri
Коды городов
Вход - Giriş
Логин:
Пароль:
Календарь - Takvim
«  Февраль 2012  »
ПнВтСрЧтПтСбВс
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829
Наш опрос

Какая тематика в культуре Турции Вам наиболее интересна?

 

[ Результаты · Архив опросов ]

Всего ответов: 710
Кто там - Kim var?

Рейтинг@Mail.ru

Каталог путешествий www.turizm.ru



Онлайн всего: 1
Гостей: 1
Пользователей: 0


Главная » Rus şiirler Türkçede




Ey düşüncesizlik! Ey tatlı günah,
Sen hem can dost, hem can düşmansın bana!
Gözlerime gülüş saçtın her sabah
Ve eğlence soktun damarlarıma!

Öğrettin ki parmağımda bu yüzük
Yaşam armağanım değildir benim!
Bir iş yönelikse bitişe dönük,
Onu daha baştan bitirmeliyim.

Hem filiz, hem metal oldum yine de
Beceriksiz sanıldığım ömrümde
Çikolata sundum acı çekene
Ve hep güldüm fani yüzler önünde.

Çeviren: Ahmet Emin Atasoy



Zıyaretçi


Ey benzeşim ziyaretçi,
Bakışların yine yerde,
Bir zamanki o ben gibi.
Ama sen dur, sus ve bekle.
Şakayık ve gelincikler
Arasından bak ve oku
Marina'ydım bir zamanlar
Yaşamım çok kısa oldu.
İçersinde bulunduğum
Bu mezardan hiç korkma sen'
Ben de vardım, gülüyordum,
Hatta gülmem gerekmezken.
Dalga dalgaydı saçlarım
Kanım ateşten de sıcak.
Bu dünyada ben de vardım!
Ey benzeşim, halime bak!
Otları temizle biraz
Orda çilekler var gizli
Mezarlıkta bulunamaz
Onlar gibi lezzetlisi.
N'olur artık surat asma
Ve başını biraz dik tut;
Beni kolayca anımsa
Sonra da kolayca unut.
Altında parlak güneşin
Sen ki, sanki altındansın!
Topraktan yükselen sesim
Seni sakın korkutmasın.

Çeviren: Ahmet Emin Atasoy





İşte yine o pencere,
Uyku tutmayan. Bakıyorum.
Şarap mı içiyorlar,
İçmeden mi oturuyorlar,
İki ruh hiç ayrılmaz mı?
Bil ki, her evin
Öyle bir penceresi var.

Ayrılık ve kavuşmanın haykırışı,
O pencere’dir!
Bin mumlu mu, üç mumlu mu,
Kim bilir!..
Zihnimin rahatı uzaklara kaçmış,
Şimdi benim de evimin
Böyle penceresi varmış...

O uykusuz ev için,
Ateşli pencere için
Dua et, dostum benim!..

Çeviren: Elena İvanova




Hoşuma gidiyor

Hoşuma gidiyor bana deli olmamanız,
Size deli olmayışım hoşuma gidiyor.
Bu ağır yerkürenin ayaklarımızın altından
Asla kaymayacak olması hoşuma gidiyor.
Hoşuma gidiyor komik olabilmek,
Kaygısız olabilmek - ve kelimelerle oynamamak
Ve kollarımız her birbirine hafifçe değdiğinde
Hain bir dalgayla kızarmamak.

Bir de benim önümde
Sakince bir başkasına sarılmanız hoşuma gidiyor,
Benim de sonsuza kadar ateşlerde yanmamı
İstemiyorsunuz, öptüğüm siz değilsiniz diye.
Sonra benim güzel ismimi, canımın içi,
Ne gündüz, ne gece ağza almamanız sebepsizce…
O şarkıları hiç duymayacak olmak mesela
Düğünümüzün büyülü sessizliğinde.

Size şu kalbimle, şu ellerimle teşekkür ederim;
Beni -kendinizden habersiz- bu denli sevdiğiniz için,
Huzurlu gecelerim, günbatımındaki buluşmalarımızın seyrekliği için,
Ayışığı altında yürümeyişlerimiz,
Başımızın üstünde olmayan güneş için,
Bana, yazık ki, deli olmadığınız,
Size, yazık ki, deli olmadığım için.

Çeviren: Bilinmeyen





Arduvaz Tahtalara Yazıyorum Adını..

Arduvaz tahtalara yazıyorum adını
Solgun yelpaze kanatlarına
Nehirlerin, denizlerin kumuna
Buzlara ve yüzüğümle çiziyorum adını

Ve asırlık ağaçların kalın gövdelerine…
Bilir misin, doğruluğundan kimse kuşkulanmasın diye
Sevildiğinin, sevildiğinin, sevildiğinin!
Gerçekliğini çiziyordum gök mavisinin.

Ve istiyordum ki her biri çiçeklensin
Parmaklarımın ucunda yüzyıllar boyunca!
Sonra, masaya eğerek alnımı
Haçlarla yokettim hepsini bir solukta.

Ama sen, inleyerek katı parmaklarında
Kötü bir yazarın, yüreğimi yakıyorsun!
Hiç aldatmadım seni! Yüzüğümün halkasında yaşattım
Ve gene yaşayacaksın kanunların sonsuzluğunda.

Çeviren: Erdoğan Tokatlı





On beş yaşında

Şarkı söyler ve unutulmam derken,
Gönlümde şu sözcükler "on beş yaş."
Ah, niye birdenbire büyüdüm ben,
Ne yapsam boş!

Daha dün, yeşil huşlar arasından
Özgürce geçerdim, sabahleyin.
Çok yaramazdım, saç baş perişan,
Hem daha dün!
Baharda uzaktaki çanlar çınlardı,
Bana derdi "Koşup uzansana!"
Hemen her çığlığıma izin vardı,
Her adıma!

Bizleri ne bekler işin sonunda?
Her şey yalan dolan, her şey yasak!
Çocukluğum bitti on beş yaşında,
Ağlayarak.

(1911)

 



Şiirlerim İçin

Hayatımda öyle erken, öyle erken yazıldı ki şiirlerim
Kendimin henüz bir şair olduğunu bilmiyordum daha.
Pınarın damlacıkları misali cebren ayrılırlar benden,
Bir roketin devinmesine benzer gene de.

Ansızın saldırır şiirler benden, işgal eder, uykunun ve tütsünün
Sarmaladığı tapınaktaki bazı minicik iblisler misali.
Gençlik ve ölümdür ele aldığı konular. Şiirlerim,
Her daim okunmadan kalan dizelerim!

Değişik kitapçıların tozu arasında fırlatılmış buraya ve oraya,
(Dokunulmamış şimdiye dek herhangi bir okurun parmaklarınca!)
Değil mi ki şiirlerim, değerli şaraplar gibi saklanır derinlerde,
Bilirim, zamanı gelir onların bir gün.

(13 Mayıs 1913)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy






Seni seviyorum

Seni seviyorum her gün, her saat.
Üstümde kocaman bir gölgesin,
Kutup köyündeki dumana inat.

Seni seviyorum her saat, her an.
Bana ne göz ve dudaklarından,
Her şey başladı, bitti, sensiz, inan.

Hatırlıyorum ses veren yaylar,
Kocaman yaka, tertemiz karlar,
Ve o yıldız dizilen boynuzlar...
Gölge... göğün yarısı edersin...
Eski dumanı kutup köylerinin...
Anladım Sen Kuzey geyiğisin.

7 Aralık 1918

 
 


Rusya’m, ne var utanacak..

Rusya'm, ne var utanacak!
Melekler hep yalınayak...
Çizmeleri aldı şeytan,
onlar şimdi kara korsan!

1919, Moskova


 



Damarları açtım..

Damarları açtım durdurmak zor,
N'eylersin, hayat fışkırıyor.
Gelsin çanak, gitsin tabak!
Her tabak nedense alçak,
Düz her çanak.
Ve geri dönmüyor
Kamışları beslemek için
Kara toprağa, hiç usanmıyor,
Şiir fıkrıyor, n'eylersin.

6 Ocak 1934

Çeviren: Mehmet Perinçek


 
 


Kaçmayalım cehennemden...
 
Kaçmayalım cehennemden, benim tutkulu
kız kardeşlerim, içelim kara reçineleri -
bizler ki tanrıya şarkılar söyleyerek yakardık…
bütün gücümüzle ve bütün rikkatimizle.

eğilmedik beşiklerin üstüne ya da
gecede dönen tekerleklerin, ve şimdi biz
kolsuz bir pelerinin eteklerinde
sallanan bir kayıktan savrulup düştük,

giyinirdik her sabah yumuşak
Çin ipeğini, ve söylerdik
cennet şarkılarını, eşkıya
kampının ateşlerinde,

pasaklı terzi kadın (bütün
dikişlerimiz söküldü), dansözler,
pipoların üstündeki oyuncular: bizler
bütün dünyanın kraliçeleri

ilkin güçbela örtündük paçavralarla,
sonra kodeslerde ve şölenlerde
saçlarımızdaki takımyıldızlarla
değiş tokuş ettik cenneti,

yıldızlı gecelerde, cennetin
elma bahçelerinde.
kibar kızlar, benim sevgili kız kardeşlerim
emin olun bulacağız kendimizi cehennemde!

Çeviren: Bilinmeyen


Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 786 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2010-04-23





Ağırlık ve tatlılık kızkardeştir


Ağırlık ve tatlılık kızkardeştir, aynıdır belirtileri
Ciğerotları ve yabanarıları ağır gülleri emerler;
İnsan ölür, soğur ısınmış kum,
Kara bir sedyede taşırlar bir gün önceki güneşi.
Ah, ağır petekler ve o tatlı ağlar,
Ağır bir taşı kaldırmak daha kolaydır tekrarlamaktan
senin tatlı adını!
Tek bir kaygım var benim, altın bir kaygım:
Zamanın ağırlığını kaldırmak kaygısı...
Kara bir su gibi çekerim içime bulanık havayı,
Zaman pullukla sürülür ve gül çürüyüp toprağa döner;
Örülür iki sıralı bir çelenkte ağırlıkları ve tatlılıkları
Karışırken yavaş bir burgaçta ağır ve tatlı güller...

1920

Çeviren: Ataol Behramoğlu
 



Geleceğin gürültülü zafer şenlikleri için...

Geleceğin gürültülü zafer şenlikleri için,
o soylu kuşak uğruna, yoksun kaldım
atalarımın şölenindeki kadehimden,
mutluluğumdan, onurumdan.

Omuzlarıma atılıyor şu kurt köpeği çağ,
oysa benim kanım kurt kanı değil.
İyisi mi, bir Sibirya kürkünün koluna
bir kalpak gibi sokun beni ki,

gözüm görmesin korkakları, yıvışan çamuru,
çarka gerilen kanlı kemikleri,
ve bütün gece parlasın benim için
ilkel güzellikleriyle mavi tilkiler.

Yenisey’in aktığı geceye götürün beni
çamların yıldızlara değdiği,
çünkü benim kanım kurt kanı değil,
ancak bir benzerim öldürebilir beni.

17-28 Mart 1931 - 1935





Utangaç sözsüz sesi

Utangaç sözsüz sesi
Ağacından düşen bir meyvanın,
Ve onun çevresinde, bölünmeyen
Sessiz müziği ormanın.





Bir buzulun çatlağından nasıl sızarsa su..

Bir buzulun çatlağından nasıl sızarsa su
Ve nasıl iki yüzü varsa o suyun tadının,
Bir ileri,
Bir geri ve nasıl biri tatlı öbürü sertse,

Öyle ölüyorum ben de son kez her anında
Bu günlerin,
Bir yandan eski iç çekişler artık
Salıvermezken beni,
Bir yandan göremiyorum gideceğim yeri.


Çeviren: Cevat Çapan

Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 868 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2010-03-01

 

Rusya
 
İşte o altın yıllarda olduğu gibi
Aşınmış üç eyer kayışı sallanıyor yine
Ve renk renk üç tekerlek dingili
Dalıp çıkıyor eğri büğrü izlere…

Rusya, yoksul Rusya!
Kül rengi köy evlerin senin
Ve rüzgârın taşıyıp getirdiği türküler
Gözyaşları gibidir ilk sevgimin

Acımak elimden gelmez sana
Ben kendi boğuntumu yaşamaktayım şimdi…
Git, istediğin büyücüye
Teslim et haydut güzelliğini!

Varsın büyülesin seni ve aldatsın
Yok olmazsın yitip gitmezsin nasıl olsa
O güzel çizgilerin belki
Dumanlanır biraz, kaygıyla…

Ne çıkar bir kaygı daha eklenmişse
Çağıltılı nehre bir gözyaşı daha damlamış ne çıkar…
Sen o'sun yine, ormanlar, tarlalar…
Ve kaşlarına kadar nakışlı bir boyun atkısı…

Ve katlanılmayacak hiçbir şey yoktur artık
Sezilmez nasıl akıp gittiği uzun yolların
Parlayıverdiğinde, uzakta bir yerde
Atkının altından bir anlık bakışın
Ve usul bir tasayla çınladığında
Boğuk türküsü arabacının…

 

Durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya

Durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya
Anımsamazlar geçtikleri yolları;
Biz, Rusya'nın korkunç yıllarının çocukları -
Gücümüz yok hiçbir şeyi unutmaya.

Yakıp kavuran, kül eden yıllar !
Çılgınlığın mı, umudun mu kökü gizli sizde?
Savaş günlerinden, özgürlük günlerinden
Kanlı bir parıltı kaldı yüzlerde.

Uğultusu tehlike çanlarının
Dilsiz olmaya zorladı bizi.
Uğursuz bir boşluk kapladı
Bir zaman coşkuyla dolu yüreklerimizi.

Varsın, üstünde ölüm döşeğimizin
Uçuşsun bir karga sürüsü, bağırışlarla -
Tanrım, seyretsinler âlemini senin
Kimler daha lâyıksa!

Çeviren: Ataol BEHRAMOĞLU

 

İskitler

Milyonlarcasınız. Milyarlarca biz.
Hadi deneyin, savaşın bizimle.
Evet Asyalıyız, biz İskitleriz.
Aç, vahşi ve çekik gözlerimizle!

Sizin yüz yıllar, bizim bir saat
Uşaklar gibi iki düşman ırka
Biz kalkan tutuk, ettik itaat
Moğollarla Avrupa arasında

Yüzyıllarca o eski ocağınız gürledi
Susturarak çığların sesini
Ve siz yabancı bir masal sandınız
Lizbon ve Messina'nın çökmesini

Gözünüz Doğudaydı yüzyıllarca
Topladınız bizim başyapıtları,
Erittiniz. Alayla beklediniz
Bizlere doğrultmak için topları.

Vakittir. Bakıyor bela kapıdan
Büyüyor günbegün dargınlıklar,
Yok olur belki hiç iz bırakmadan
Günü gelince sizin Pestumlar.

Daha ölmemişken ah eski dünya!
Daha sürerken tatlı çilen senin.
Ermiş Oidipus gibi dursana
Önünde eski Sfenks bilmecesinin.

Rusya Sfenks’tir. Gülerek, ağlayarak
Kara kanlar içindeyken kendisi
Gözleri sende, bakar öylece,
Durur, içinde nefret ve sevgisi.

Evet, kanımızın sevdiği gibi
Sevmiyor hiç biriniz çoktan artık
Unuttunuz bu dünyada sevgiyi
Yakan, öldüren duyguyu - yazık!

Severiz ilahi basireti de,
Soğuk sayıların sıcağını da,
Anlarız özü Fransızca espride,
İç karartan Alman dehasını da.

Aklımızda Venedik serinliği,
Sokaklardaki cehennem Paris'te
Uzakta aromalı limon bahçeleri,
Köln'de dev yapılar, duman da, sis de.

Severiz vücudu tat ve rengiyle
Boğucu, ölümcül kokusuyla biz,
Suç bizde mi, tatlı sert pençemizle?
Çatırdarsa eğer iskeletiniz?

Başından tutarız, alışkınız
Biz oynak, yorulmayan atları,
Kuyruk sokum kemiğini kırarız,
Zapt ederiz hırçın köle kızları.

Vazgeçin savaşın dehşetlerinden
Gelin, biz barışıp kucaklaşalım.
Eski kılıcı dostlar geç değilken
Kınına koyun siz; kardeş olalım.

Hayır, diyorsanız kaybetmeyiz ya;
Hainlik yapmayı biliriz biz de,
Lanet okuyacak durdukça dünya
Sonraki sağlıksız kuşaklar size.

Hadi Urallara, hepiniz gidin
Entegral ve çelik makinelerle.
Buyurun, bu meydan, harp edin
Moğolların vahşi kuvvetleriyle

Bizse artık size kalkan değiliz
Savaşmayız, bıraktık o işleri.
Biz çekik gözlerle seyredeceğiz
Ölüm savaşını, kaynar mahşeri.

Engin ve derin ormanlar boyunca
Güzel Avrupa?nın önünde biz
Yol açacağız; dönüp bakınca
Asyalı suratımızı göreceksiniz.

Gaddar Hun yakarken kentleri
Ceset ceplerini karıştırırken,
Kebap ederken beyaz kardeşleri,
Karışmayız, kiliseye at sürerken.

Artık gel eski dünya bu son gayri
Kardeşçe emek, barış şölenine
Çağırıyorken barbarların liri
Kardeşlik aydınlık ziyafetine.

 

Manyakça Yaşamak İstiyorum


Ah! Manyakça yaşamak istiyorum!
Her anı ebedileştirmeyi
Adsızı insanlaştırmayı
Gerçekleşmeyeni gerçekleştirmeyi

Hayatın ağır uykusu beni boğadursun
Bu rüyada hep nefessiz kalayım-
Belki şen şakrak bir genç
Hakkımda şöyle der gelecekte:

Hüznünü affedelim – kim bilir
Belki bu onun gizli motoruydu.
Tamamı şefkat ve aydınlığın çocuğu o,
Ve her şeyiyle özgürlüğün galebe çalışı!

 

Ne Kadar Zor!


Ne kadar zor! İnsan içinde dolaşıp
Ölmemiş gibi gibi numara yapmak,
Ve trajik aşk oyunlarını
Henüz yaşamamışlara anlatmak

Ve kendi kabuslarına bakıp da
Duygunun düzensiz fırtınasında bir düzen bulmak
Sanatın sönük alevlerinde
Ölümcül hayat yangınını tanıtmak.

 
 

Gece. Şehir uyumuş

Gece. Şehir uyumuş.
Kocaman pencerenin ardında
Can çekişen bir adam gibi
Sakin, heybetli.

Camın önünde kederli biri
Küsmüş talihine,
Göğsü bağrı açık
Yıldızlarda gözleri.

-Yıldızlar, yıldızlar!
-Nedir kederimin sebebi?

Yıldızlarda gözleri.

-Yıldızlar, yıldızlar!
-Nereden geliyor bu keder?

Ve yıldızlar konuşuyor
Anlatıyorlar her şeyi.

Çevirenler: Melih Cevdet ANDAY - Erol GÜNEY

 

Mavi yağmurluk

Yiğitliği, kahramanlığı, şânı
Bu kahpe dünyada unuturdum ben
Yanlı bir çerçevede ışıdı mı
Yüzün önümdeki masa üstünden.

Gün geldi ve sen gidiverdin.
Geceye attın aziz yüzüğünü.
Yazgını bir başkasına verdim,
Unuttum ben o güzel yüzünü.

Günler geçti, hep telaş içre,
Hayatımı yıktı şarap ve tutku…
Birden hatırladım ben seni ve
Gel dedim, gençliğime çağrıydı bu…

Çağırdım ama gelmedin nedense,
Çok gözyaşı döktüm, ilgisiz kaldın,
Mavi yağmurluğunu mahzun giyindin de
Yağışlı gecede benden ayrıldın.

Bilmem, gururun nereyi tuttu mesken.
Tatlımsın, sevgilimsin, her şeyimsin…
Mavi yağmurluğunla düşe daldım ben,
Yağışlı gecede giyip gittiğin…

Düş kurulmaz, yok artık şefkat ve ün.
Her şey bitti, geldi gençliğin sonu!
Yok artık yalın çerçevede yüzün,
Elimle masadan kaldırdım onu.

Çevirenler: Ahmet NECDET - Kanşaubiy MİZİEV

 

Sanatçı

Yaz sıcakları da geçer kış fırtınaları da
Geçer şenlikleriniz matemleriniz geçer
Ve ben bastırmak için yüreğimdeki özlemi
Bilinmedik bir türkünün doğmasını beklerim.

Geçer şenlikleriniz matemleriniz geçer
Kapmak ve dondurmak ve belirlemek için.
Umudumun katına ucu ucuna seçilen
İnce bir iplik gibi uzanıyor şimdi.

Deniz mi uğulduyor? Dallarda şarkı söyleyen
Bir su perisi mi var yoksa zaman mı durdu birden?
Ya mayıstır aylardan, ve elma ağaçlarının çiçeğini
Örten kar dökülüyor? Ya da gizlice bir melek geçti?

Sabırlı akışında saat ebediyeti taşır şimdi.
Durmadan genişler aydınlık, sesler ve hareketler.
Coşkuyla dolu geçmiş, geleceği seyreder…
Şimdiki zaman ve tüm acımsayışlar çoktan uçup gitti.

Ve, yeni ruhla bilinmedik güçlerin
Kendi kendilerini yarattığı son uçta
Melûn bir gökgürültüsüdür kaplar tüm varlığımı:
Yaratıcı düşünceyi zorlayıp devirmekteyim.

Soğuk bir kafese kapatır bu doğan küçük kuşu
Çeker giderim işte, bu kuş hürriyet kuşu,
Ölümü bizden uzaklaştırmak isteyen ve sadece
Ruhu kurtarmak özlemiyle durmadan uçan kuş bu.

Ve işte kafes: Tunçtan, ağır mı ağır;
Altın kafes duygusunu uyandırır akşam güneşinde.
Ve benim güzel kuşum keyfi geldiğinde,
Bir oraya bir buraya, türkü tutturur.

Kuşumun kanadı kesik, türküleri nakarat…
Ama pencerenin altında kalakalırsınız işte böyle.
Sevdiniz değil mi türkülerini? Bense yorgun bitik,
Yeni bir kuş bekliyorum… yeni bir sıkıntının içinde.

Çeviren: Attila TOKATLI

Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 933 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2009-08-14

1 2 3 »
Культура - Kültür

Что нового?

НОВОЕ ФОТО

YENİ FOTO



НОВОЕ ФОТО

YENİ FOTO



НОВАЯ СТАТЬЯ

YENİ YAZI




НОВЫЕ СТИХИ

YENİ ŞİİR




НОВАЯ МУЗЫКА

YENİ MÜZİK



НОВАЯ КНИГА

YENİ KİTAP



Emin Coşkun - ART

Авторский сайт Эмина Джошкуна

Emin Coskun

Эмин Джошкун у нас


Поделиcь - Paylaş
Copyright TÜRK EVİM - ТУРЕЦКИЙ ДОМ © 2012 Сайт создан в системе uCoz