Турция - Türkiye

Категории
Мои стихи / Şiirlerim [18]
Стихи о Турции и не только о ней
Rus şiirler Türkçede [8]
Турецкие поэты [4]
Türk şairleri
Коды городов
Вход - Giriş
Логин:
Пароль:
Календарь - Takvim
«  Май 2012  »
ПнВтСрЧтПтСбВс
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Наш опрос

Какая тематика в культуре Турции Вам наиболее интересна?

 

[ Результаты · Архив опросов ]

Всего ответов: 753
Кто там - Kim var?

Рейтинг@Mail.ru

Каталог путешествий www.turizm.ru



Онлайн всего: 1
Гостей: 1
Пользователей: 0


Главная » Rus şiirler Türkçede

Dinleyin!
..


Dinleyin!
Bu yıldızları böyle
her gece
niçin yakarlar ?
Herhalde birisine gerekli diye?
Herhalde yanmalarını isteyen birisi var?
Ve herhalde birisi
bu balgam parçalarını
inci diye sayıklar?
Ve zorlayıp
bir öğle vakti kalkan toz borasını
Tanrı katına varır
geç kalmak korkusu yüreğinde
yalvarır

öper Tanrı' nın elini merhamet dilenerek
ağlar -
anlatır kendisine niçin bir yıldız
gerektiğini -
bu azaba yıldızsız katlanamayacağını
Ve sonra o birisi
gezdirir boğuntusunu diyar diyar
sakin gözükmeğe çalışarak:
"Şimdi daha iyisin değil mi?"
diye sorar
yoluna ilk çıkana
"Korkmuyorsun artık
değil mi?"
Dinleyin!
Yaktıklarına göre bu yıldızları
böyle
her gece
Birisinin işine yaramaları şart
öyle değil mi
ve şart olsa gerek
gene her gece
hiç olmazsa bir yıldızın yanıp sönmesi..

Çeviren : Attilâ T
okatlı

 

K
eder


Rüzgâr, umutsuz, boşuna
dövünüp durdu insafsızca.
Karartarak damlayan kanı
ürpertip damların omurgasını.
Ve bir yalnızlık düşkünü yine
doğdu dulkalmış ay gecede.

Çeviren: Erdal A
lova



Lili
(Mektup yerine)

Tütün dumanı kemiriyor havayı.
Oda
Kruçyonıh'ın Cehennem' inden bir bölüm gibi.
Anımsıyor musun
İlk kez
ardında bu pencerenin
tutkudan çıldırmışçasına
okşamıştım ellerini.
Şimdi
oturuyorsun aynı yerde,
yüreğin
demirden bir kılıf içinde.
Ve yarın
paralayan sözlerle
kovacaksın belki beni
Ve loş antrede
uzun süre
titreyişlerle sarsılan bir kol
bulamayacak
ceketteki yerini.
Çıkacağım, ezilmiş.
Fırlatacağım vücudumu sokağa.
Yabanıl
çılgın
umutsuzlukla paramparça.
Hayır
gerek yok buna,
sevgilim,
biriciğim,
gel
vedalaşalım şimdiden.
Ağır bir gülle gibi
aşkım
nereye kaçarsan kaç
asılıdır sana
nasıl olsa.
Bırak
son bir haykırışla uluyayım
horlanmışlığın acı yankısını.
Çalışmaktan
anası ağladığında öküzün
gider
salar kendini soğuk sulara.
Aşkından başka
deniz yok bana,
ve gözyaşları da
bir erinç
koparamıyor ondan.
Yorgun fil
sessizliği aradığında
yatar
kızgın kumlara saltanatla.
Aşkından başka
güneş yok bana.
Ve bilmiyorum bile
neredesin şimdi ve kiminle.
Eğer
bir başka şair olsaydı
böylesine üzdüğün,
onarırdı acısını
parayla ve ünle.
Fakat
sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı
senin sevgili adının
çınıltısından başka.
Atmayacağım
bir boşluğa kendimi,
zehir içmeyeceğim.
Ve dayayıp
şakağıma namluyu
çekmeyeceğim tetiği.
Ağzı hiçbir bıçağın
bakışların kadar senin
kesemez beni.
Yarın unutacaksın
seni taçlandırdığımı,
ve yakıp tükettiğimi
çiçeklenmiş bir ruhu
aşkla.
Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı
dağıtacak
sayfalarını kitaplarımın.
Sözlerimin kurumuş yaprakları mı
durduracak seni
çırpınan soluğuyla.
Bırak hiç değilse
son bir sevgi dalgası sereyim
beni bırakıp giden adımlarının altına.

Çeviren : Ataol Behramoğlu

 


Şair İşçidir


Bağırırlar şaire:
"Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.
Şiir de ne?
Boş iş.
Çalışmak, harcınız değil demek ki..."
Doğrusu
bizler için de
en yüce değerdir çalışmak.
Ve kendimi
bir fabrika saymaktayım ben de.
Ve eğer
bacam yoksa
İşim daha zor demektir bu.
Bilirim
hoşlanmazsınız boş lâftan
kütük yontarsınız kan ter içinde,
Fakat
bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:
Kütükten kafaları yontarız biz de.
Ve hiç kuşkusuz
saygıdeğer bir iştir balık avlamak
çekip çıkarmak ağı.
Ve doyum olmaz tadına
balıkla doluysa hele.
Fakat
daha da saygıdeğerdir şairin işi
balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü.
Ve doğrusu
işlerin en zorlusu
yanıp kavrularak demir ocağının ağzında
su vermektir kızgın demire.
Fakat kim
aylak olduğumuzu söyleyerek
sitem edebilir bize;
Beyinleri perdahlıyorsak eğer
dilimizin eğesiyle...
Kim daha üstün, şair mi?
yoksa insanlara
Pratik yarar sağlayan teknisyen mi?
İkisi de.
Yürek de bir motordur çünkü
ve ruh, onun çalıştırıcısı.
Eşitiz bizler
şairler ve teknisyenler.
Vücut ve ruh emekçileriyiz
aynı kavganın içinde
Ve ancak ortak emeğimizle
bezeriz evreni
marşlarımızı gümbürdeterek
Haydi!
laf fırtınalarından
ayıralım kendimizi
bir dalgakıranla.
İş başına!
Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu.
Ve ağzıkalabalık söylevci takımı
değirmene yollansın dosdoğru!
Unculuğa!
Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!

Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

 

Pantolonlu Bulut


Sizin,
kirden muşambalaşmış sedirde bir uşak gibi semiren
pelte beyniniz üstünde dalmış düşlere düşüncenizi,
taciz edeceğim yüreğimin kanlı limeleriyle;
doyuncaya dek gülünçleyeceğim sizi küstah ve yakıcı.

Ruhumda benim yok tek ağarmış tel,
ve ihtiyarca bir sevecenlik yok ruhumda!
Dünyayı sarsa sarsa sesimin kudretiyle,
yürüyorum - yakışıklı
yirmi iki yaşımda.

Kibarlar!
Siz aşkı kemanlara yatırırsınız.
Bir kaba yatırır aşkı timballere
Ama kendinizi, benim gibi tersyüz edemezsiniz,
tüm dudaklardan ibaret kalıncaya dek!

Gelin ders alın
çıkın konuk salonundan
patiskadan memur karısı melekler topluluğundan.

Dingince çeviren dudakların sayfalarını,
yemek kitabını devreden bir aşçı kadın gibi.

İster misiniz
besiden kudurmuş olacağım
-ve, gökyüzü gibi yeni bir renge bürünüp- -
ister misiniz-
kusursuz kibar olacağım,
erkek değil - pantolonlu bir bulut!

İnanmıyorum Nice diye bir kentin varlığına çiçekler içre!
Benimle yine övünmeye başlar öz övgüleri gibi
sayrılarevi gibi bayatlamış erkekler,
ve kadınlar, hırpalanmış
atasözleri gibi.

Çeviren: Azer Yaran


Karıma Dair Birkaç Söz


Meçhul denizlerin engin plajı boyunca
gidiyor ay-
karım benim.
Benim kumral saçlı aşkım.
Yaylı arabasının ardında
çığlıklarla uzanıyor alaca kalabalığı yıldız kümelerinin.
Taçlanıyor otomobil garajıyla,öpüşüyor gazete büfeleriyle,
giysi peşinin samanyoluysa bir maiyet beyzadesi gibi
süslenmiş yıldızlı kıvılcımlarla.
Ya ben?
Taşımaktaydı işte, bu yanmışa, kaşların saka sırığı
kuyuların gözlerinden soğuk kovaları.
Gölsel ipekler içinde sen miydin salını duran,
kalçaların mı kehribar bir keman gibi çınıldayan?
Teşne çatıların diyarlarına
düşürmezsin dallarının ışıltılarını.
Bulvarlar içre batıyorum, kumların yitip kederinde:
bu da işte senin kızındır-
şarkım benim file çoraplarıyla
kafelerin önlerinde.

Çeviren: Azer Yaran

Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 934 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2009-05-26

 
 
 
Kleopatra ve Âşıkları
 
Saray pırıl pırıl. Şarkıcılar hep bir ağızdan
Destan okuyorlardı, filâvta ve rubabın akışıyla.
Melike sesiyle ve bakışıyla
Canlandırıyordu ziyafeti ihtişam içinde.
Gönüller sürükleniyordu onun tahtına doğru
Fakat altın tasın önünde, O, birdenbire daldı derinlere
Mucizeli başını, omuzuna eğip durdu.
Ve şimdi muhteşem ziyafet sanki uyukluyordu,
Davetliler susmuştu. Şarkıcılarda ne ses, ne seda vardı!
Ama işte, eğilen başını O kaldırdı yine,
Işıklı bir yüzle başladı sözlerine:
"Mutluluğunuz sizin, benim aşkımdadır,
Dinleyin beni, ben dilersem eğer, siz
Benimle bir olabilirsiniz.
İhtiras alışverişine kim giriyor, kim?
Aşkımı satıyorum ben,
Hayatı pahasına bir gecemi benim
Söyleyin, kim satın alacak içinizden?”
Sustu ve korku sardı herkesi,
Yürekler burkuldu şehvetle…
O, yüzünde soğuk bir cüretle
Dinlemektedir şaşkın mırıltıları
Ve küçümseyen bakışlarını ağır ağır
Hayranlarının üstünde dolaştırmaktadır.
Birden bir insanın çıkışıyla yarıldı kalabalık
Onun peşinden geldi iki kişi daha
Duruşları pervazdı, gözbebekleri ışık.
Melike karşılıyor gelenler ve böylece
Alışveriş bitiyor: satın alınıyor üç gece.
Ölüm odasıdır çağıran onları artık.
Şimdi kutsal kâhinler
Donakalmış davetliler önünde
Uğursuz kâseden
Sıra kur’asını çekiyor birer birer.
Birinci Flavius, son Roma bölüğünde
En yırtıcı asker.
Çıldırtabilirdi onu
Katlanmak bir kadının azametine,
O kabul etmişti zevkin meydan okuyuşunu,
Kızgın kavga günlerinde koşar gibi
Düşmanın davetine.
İkinci, Kriton, genç hakim,
Epikür bahçelerindendi,
Kharite’lerin, Kıbrıs’ın, Amur’un
Şairi ve hayranlarındandı.
Üçüncü, yeni açmış bir bahar çiçeği gibi
Okşuyordu gözü ve kalbi.
Ünlü değildi, adı asırlarda tutmamıştı yer;
Yavaşça gölgeliyordu
Dudaklarını ilk tüyler;
Genç yüreğinde tecrübesiz gücü
Kaynıyor ihtirasla;
Heyecan ışıldıyor gözlerinde.
Mağrur Melike hüzünlü bakışlarını;
Dondurdu onun üzerinde.
"-Ant içerim… Ey zevklerin anası,
Mislini görmediğin gibi hizmet edeceğim sana.
Satılık bir cariye gibi gireceğim,
Kandırıcı ihtirasların odasına.
Dinle beni, gücü büyük Kıbrıslı sen,
Ve siz yer altı hükümdarları,
Ey gazaplı Ayda’nın ilahları,
Yemin ederim ki, sabah şafak sökene kadar
Arzularıma hükmedenleri, ben
Tatlı ihtiraslarla doyuracağım,
Ve bütün esrarlı aşk hünerleriyle
Ve misilsiz bir rehavetle onları yoracağım.
Ama, kızıl sabah ışıklarıyla,
Sökünce ölümsüz şafak,
Yemin ederim ki ölümün baltasıyla
Bu bahtiyar başlar yuvarlanacak.”
Ve işte artık gün batıyor,
Altın bir yay gibi doğuyordu ay.
Örtüldü baygın gölgelerle
İskenderiye’de saray.
Fıskiyeler coşuyor, meşaleler tutuştu.
Buhurdanlar tütüyor ağır ağır, yer yer…
Dünya ilâhlarının bekliyor emirlerini
Tatlı, ihtiraslı serinlikler.
Sessiz ve ihtişamlı karanlıkların,
Gönlü çeken mucizeleri arasında,
Ve gölgesinde erguvani perdelerin
Işıldıyordu altın oda…

1835

Çeviren: Nâzım HİKMET

 
 
 
 
 
Gece sisi kaplamış tepelerini Gürcistan’ın..

Gece sisi kaplamış tepelerini Gürcistan’ın;
Karşımda akıyor Aragva uğultulu.
Hem hüzün hem bir hafiflik var içimde; kederliyim,
Seninle dopdolu, aydınlık bir keder bu.
Seninle, sadece seninle… Hiçbir şey
Bozmuyor, tedirgin etmiyor üzgünlüğümü,
Ve yürek yeniden tutuşuyor, seviyor yeniden,
Sevmemesi olanaksız çünkü.

 
 
 
 
O’na
 
Anımsıyorum o büyülü ânı
Karşımda beliriverdiğin,
Uçup gidici bir hayal gibi,
Dehası gibi saf güzelliğin.
Bunluklarında ümitsiz hüznün,
Telâşın yorucu tasalarında,
Çınlardı o tatlı ses uzun uzun,
O güzelim çizgiler görünürdü bana.
Yıllar geçti. İsyancı dalgalarında fırtınaların
Dağılıp söndü eski hayaller,
Unuttum tatlı sesini senin
Ve silindi Tanrısal çizgiler.
Issızlıkta, karanlığında tutsaklığın
Sessizce uzayıp gidiyordu günlerim
Tanrısız, esinsiz, gözyaşsız,
Yaşamsız ve sevgisizdim.
Ve bir an geldi, uyandı ruhum:
Ve işte sen yeniden belirdin,
Bir hayal gibi, uçup giden,
Dehası gibi saf güzelliğin.
Ve yürek çarpıyor bir esrimeyle,
Ve yeniden canlanıyorlar onda
Tanrısallık da, esin de,
Yaşam da, gözyaşı da, aşk da.
 
 
 
 
Şair’e
 
Ey şair! Değer verme sevgisine sen halkın
Tez geçer gürültüsü zafer övgülerinin;
Aptalın yargısına, soğuk kalabalığın
Gülüşüne de boş ver, aldırışsız ol, sakin.
Sen çarsın: Yalnız yaşa. Yürü özgür yolunda
Özgür akıl nereye götürüyorsa seni.
Yetiştir emeğinin sevgili meyvesini,
Ödül beklemeksizin soylu çabalarına.
Ödül sendedir, çünkü en yüce yargıç sensin;
Ürününe en titiz değer biçebilensin,
Ey güç beğenir usta, sen ondan hoşnut musun?
Hoşnutsan, kalabalık varsın küfretsin sana,
Tükürsün ateşinin tutuştuğu mihraba,
Şımarık bir inatla rahleni sarsıp dursun.
 
 
 
 
Seviyordum sizi

Seviyordum sizi ve bu aşk belki
İçimde sönmedi bütünüyle.
Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.
Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
Bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.

Çeviren: Ataol BEHRAMOĞLU

 
 
 
 
 
Şair

Şairi Tanrı Apollon
Kutsal özveriye çağırmadığı zaman,
Yılgınca gömülmüştür o
Boş bir dünyanın dertlerine;
Kutsal liri onun susar;
Soğuk bir uykuda pinekler ruhu,
Dünyanın önemsiz çocukları arasında
Belki, en önemsizi odur.
Ama tanrısal söz ulaştığı an
Onun duyarlı işitimine değin,
Durgun ruhu silkinir şairin,
Bir kartal gibi, uyanan uykusundan.
Dünyanın eğlencesi ona boğuntudur,
Beşerin lâkırdısı ona yabancı,
Durup divanına halkın putunun
Şair eğmez mağrur başını;
Koşar o, akansız ve yaban,
Seslerle ve karmaşayla dolu,
Issız dalgaların vurduğu kıyılara,
Gür uğultulu ormanlara doğru…

Çeviren: Azer YARAN

Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 6016 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2009-04-06


 
 
Kış gecesi (Mum yanıyor masada...)

Tipi tipi, bütün dünya, 
Köşe bucak kar. 
Bir mum yanıyor masada, 
Yanan bir mum var. 
 
Sinek nasıl yaz geldi mi 
Ateşe uçar, 
Uçuyor bak onun gibi 
Pencerede kar. 
 
Yapıştırıyor camına 
Onları rüzgâr. 
Bir mum yanıyor masada, 
Yanan bir mum var. 
 
Işıyan tavana az az 
Yerleşir gölge, 
El çapraz, ayak çapraz, 
Çapraz kader de. 
 
Tıkırtıyla düştüğü an 
Pabuçlar yere, 
Mumun gözyaşı lambadan 
Damlar eteğe. 
 
Her şey karlı karanlıkta  
Yiter kırçıl, ak. 
Bir mum yanıyor masada, 
Mum yanıyor, bak. 
 
Mumu üfürür bir yandan, 
Tutku ateşi 
Kaldırır kanatlarından 
Bir melek gibi. 
 
Tipiydi tüm şubat ayı, 
Ve bir mum bazan 
Işıtıyordu odayı, 
Masada yanan. 

1946

 


 


Sonbahar
 
 
Dağılın dedim ev halkına, 
Bütün dostlar çoktan dağıldı, 
Ve doldu kalbe ve doğaya 
Tüm zamanların yalnızlığı. 
Bekçi kulübesindeyim bak 
Seninle, ıssız bir orman bu. 
Yollar, şarkıya uyarak  
Yarı yarıya otla dolu. 
Şimdi acı duyarak bizi 
Seyrediyor kütük duvarlar. 
Hiç beklemeyin cengimizi, 

Geberip gideceğiz, o kadar. 
Birde oturup üçte kalkarız, 
Bende kitap sende el işi, 
Ve şafak söker, anlamayız, 
Artık öpüşmediğimizi. 
Umursamadan ve görkemli, 
Yapraklar, dökülün, hışırdayın, 
Ve dünün acı kasesini 
Bugünün hüznüyle çoğaltın. 
Bağlılık, çekicilik, gönül! 
Dağılalım bu hengamede! 
Güzün hışırtısına gömül! 
Dona kal veya çıldır sen de! 
  
Dr.Jivago’nun şiirlerinden

 

 

 
 

Bazılarını sevmek
 

Bazılarını sevmek ezer bizi, 
Senin her şeyin mükemmeldir, 
Ve çekiciliğinin gizi 
Hayatın çözümüne bedeldir. 
 
Baharda düşlerin hışırtısı 
Ve fışırtısı gerçeklerin. 
Bu ailedensin. Hava gibi 
Çıkar gözetmez, anlamın senin. 
 
Kolaydır gözü ışığa açmak, 
Arınmak sözcük çöplüğünden 
Ve çöp biriktirmeden yaşamak. 
Bunları kurnazlık sayma sen. 

1931



 


Her şeye inmek isterim
 
 
Her şeye inmek isterim, 
İşin özüne, 
Bir yol bulabilsem, derim, 
Kalp pürüzüne. 
 
Özüne geçmiş günlerin, 
Nedenlerine, 
Köklerine, temellerin 
En derinine. 
 
Bağını kavrayabilmek 
Olayların ve 
Yaşamak, düşünmek, sevmek, 
Yaratmak bir de. 
Becerebilseydim onu 
Kısmen de olsa, 
Yazardım hırsın özünü 
Sekiz satırla, 
 
Suçu, günah işlemeyi, 
Koşuşturmayı, 
Ve rastgele görüşmeyi 
Eli, ayayı. 
 
Yasasını yazardım ben, 
Ön sözlerini, 
Adının tekrar ederken 
Baş harflerini. 
 
Kalbim adeta uçardı, 
Dikerdim şiir. 
Ihlamur çiçek açardı 
Ardından bir bir. 
 
Katardım şiire, neyi: 
Gülü, naneyi, 
Fırtınayı, saparnayı, 
Çayır biçmeyi. 
Eskiden Chopin sokmuştu 
-De ki mucize- 
Mezarı, parkı, koruyu 
Öz müziğine. 
 
Ulaşılan her zaferdeAzap ve oyun- 
Çekilen bir kirişidir 
O gergin yayın. 
 

 

 


Öyledir öyle başlar
 
 
İnsan iki yaşında da öyle başlar işte 
Ezgilerin karanlığına sıyrılır kucaklardan, 
Cıvıl cıvıl cıvıldar, mırıldar bir süre, 
Derken, üçüne doğru, sözler dökülür ağzından. 
 
Öyledir işte, yavaşça başlarsın anlamaya, 
Kapılıp bir türbinin büyük gürültüsüne, 
Sen misin bu, bir başkası mı yoksa, 
Yabancılaşmıştır evin, bir gölgedir annen de  
 
Bu zalim leylâk parıltısının nedir derdi? 
bu dökülen, bu inen bir park kanepesine, 
Nedir? çocukları kaçırmak gibi bir şey mi? 
Öyledir işte, kuşlar öyle doluşur içine. 
 
Arttıkça artan kıvamını bulan acılardan: 
Yüreğinde ulaşılamayanın özlemi, uzak yıldızlar, 
Faust gibi olduğun, kafan bulandığı zaman 
Öyledir, öyle başlar çingene çalgıcılar. 
 
Uçaraktan yüce yüce gök katlarından 
Çevrili alanlar görürsün, evsiz topraklar, 
ve denizler bir iççekiş kadar ansızın, 
İşte tıpkı öyle doğar heceler ve uyaklar. 
 
Yulafların üstünde, sırtüstü,yaz geceleri, 
yakarır durur: her şey yerini alsın diye, 
Sakınarak gözünden şafağı ve evreni 
Öyle olacaktır, öyledir dalaşımız güneşle. 
Öyledir, öyle başlar yaşamak, dizelerle. 
 
Çeviren: Cemal
Süreya  
Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 903 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2009-03-13

« 1 2 3 »
Культура - Kültür

Что нового?

НОВОЕ ФОТО

YENİ FOTO



НОВОЕ ФОТО

YENİ FOTO



НОВАЯ СТАТЬЯ

YENİ YAZI




НОВЫЕ СТИХИ

YENİ ŞİİR




НОВАЯ МУЗЫКА

YENİ MÜZİK



НОВАЯ КНИГА

YENİ KİTAP



Emin Coşkun - ART

Авторский сайт Эмина Джошкуна

Emin Coskun

Эмин Джошкун у нас


Поделиcь - Paylaş
Copyright TÜRK EVİM - ТУРЕЦКИЙ ДОМ © 2012 Сайт создан в системе uCoz