 |
| Календарь - Takvim
 | |
| « Май 2012 » | | Пн | Вт | Ср | Чт | Пт | Сб | Вс | | | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | | 28 | 29 | 30 | 31 |
|
 |
 |
| Кто там - Kim var?
 | |
 Онлайн всего: 1 Гостей: 1 Пользователей: 0
|
 |
|
 | |  |
| Главная » Rus şiirler Türkçede
Dinleyin!..
Dinleyin! Bu yıldızları böyle her gece niçin yakarlar ? Herhalde birisine gerekli diye? Herhalde yanmalarını isteyen birisi var? Ve herhalde birisi bu balgam parçalarını inci diye sayıklar? Ve zorlayıp bir öğle vakti kalkan toz borasını Tanrı katına varır geç kalmak korkusu yüreğinde yalvarır
öper Tanrı' nın elini merhamet dilenerek ağlar - anlatır kendisine niçin bir yıldız gerektiğini - bu azaba yıldızsız katlanamayacağını Ve sonra o birisi gezdirir boğuntusunu diyar diyar sakin gözükmeğe çalışarak: "Şimdi daha iyisin değil mi?" diye sorar yoluna ilk çıkana "Korkmuyorsun artık değil mi?" Dinleyin! Yaktıklarına göre bu yıldızları böyle her gece Birisinin işine yaramaları şart öyle değil mi ve şart olsa gerek gene her gece hiç olmazsa bir yıldızın yanıp sönmesi..
Çeviren : Attilâ Tokatlı
Keder
Rüzgâr, umutsuz, boşuna dövünüp durdu insafsızca. Karartarak damlayan kanı ürpertip damların omurgasını. Ve bir yalnızlık düşkünü yine doğdu dulkalmış ay gecede.
Çeviren: Erdal Alova
Lili (Mektup yerine)
Tütün dumanı kemiriyor havayı. Oda Kruçyonıh'ın Cehennem' inden bir bölüm gibi. Anımsıyor musun İlk kez ardında bu pencerenin tutkudan çıldırmışçasına okşamıştım ellerini. Şimdi oturuyorsun aynı yerde, yüreğin demirden bir kılıf içinde. Ve yarın paralayan sözlerle kovacaksın belki beni Ve loş antrede uzun süre titreyişlerle sarsılan bir kol bulamayacak ceketteki yerini. Çıkacağım, ezilmiş. Fırlatacağım vücudumu sokağa. Yabanıl çılgın umutsuzlukla paramparça. Hayır gerek yok buna, sevgilim, biriciğim, gel vedalaşalım şimdiden. Ağır bir gülle gibi aşkım nereye kaçarsan kaç asılıdır sana nasıl olsa. Bırak son bir haykırışla uluyayım horlanmışlığın acı yankısını. Çalışmaktan anası ağladığında öküzün gider salar kendini soğuk sulara. Aşkından başka deniz yok bana, ve gözyaşları da bir erinç koparamıyor ondan. Yorgun fil sessizliği aradığında yatar kızgın kumlara saltanatla. Aşkından başka güneş yok bana. Ve bilmiyorum bile neredesin şimdi ve kiminle. Eğer bir başka şair olsaydı böylesine üzdüğün, onarırdı acısını parayla ve ünle. Fakat sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı senin sevgili adının çınıltısından başka. Atmayacağım bir boşluğa kendimi, zehir içmeyeceğim. Ve dayayıp şakağıma namluyu çekmeyeceğim tetiği. Ağzı hiçbir bıçağın bakışların kadar senin kesemez beni. Yarın unutacaksın seni taçlandırdığımı, ve yakıp tükettiğimi çiçeklenmiş bir ruhu aşkla. Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı dağıtacak sayfalarını kitaplarımın. Sözlerimin kurumuş yaprakları mı durduracak seni çırpınan soluğuyla. Bırak hiç değilse son bir sevgi dalgası sereyim beni bırakıp giden adımlarının altına.
Çeviren : Ataol Behramoğlu
Şair İşçidir
Bağırırlar şaire: "Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni. Şiir de ne? Boş iş. Çalışmak, harcınız değil demek ki..." Doğrusu bizler için de en yüce değerdir çalışmak. Ve kendimi bir fabrika saymaktayım ben de. Ve eğer bacam yoksa İşim daha zor demektir bu. Bilirim hoşlanmazsınız boş lâftan kütük yontarsınız kan ter içinde, Fakat bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan: Kütükten kafaları yontarız biz de. Ve hiç kuşkusuz saygıdeğer bir iştir balık avlamak çekip çıkarmak ağı. Ve doyum olmaz tadına balıkla doluysa hele. Fakat daha da saygıdeğerdir şairin işi balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü. Ve doğrusu işlerin en zorlusu yanıp kavrularak demir ocağının ağzında su vermektir kızgın demire. Fakat kim aylak olduğumuzu söyleyerek sitem edebilir bize; Beyinleri perdahlıyorsak eğer dilimizin eğesiyle... Kim daha üstün, şair mi? yoksa insanlara Pratik yarar sağlayan teknisyen mi? İkisi de. Yürek de bir motordur çünkü ve ruh, onun çalıştırıcısı. Eşitiz bizler şairler ve teknisyenler. Vücut ve ruh emekçileriyiz aynı kavganın içinde Ve ancak ortak emeğimizle bezeriz evreni marşlarımızı gümbürdeterek Haydi! laf fırtınalarından ayıralım kendimizi bir dalgakıranla. İş başına! Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu. Ve ağzıkalabalık söylevci takımı değirmene yollansın dosdoğru! Unculuğa! Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!
Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

Pantolonlu Bulut
Sizin, kirden muşambalaşmış sedirde bir uşak gibi semiren pelte beyniniz üstünde dalmış düşlere düşüncenizi, taciz edeceğim yüreğimin kanlı limeleriyle; doyuncaya dek gülünçleyeceğim sizi küstah ve yakıcı.
Ruhumda benim yok tek ağarmış tel, ve ihtiyarca bir sevecenlik yok ruhumda! Dünyayı sarsa sarsa sesimin kudretiyle, yürüyorum - yakışıklı yirmi iki yaşımda.
Kibarlar! Siz aşkı kemanlara yatırırsınız. Bir kaba yatırır aşkı timballere Ama kendinizi, benim gibi tersyüz edemezsiniz, tüm dudaklardan ibaret kalıncaya dek!
Gelin ders alın çıkın konuk salonundan patiskadan memur karısı melekler topluluğundan.
Dingince çeviren dudakların sayfalarını, yemek kitabını devreden bir aşçı kadın gibi.
İster misiniz besiden kudurmuş olacağım -ve, gökyüzü gibi yeni bir renge bürünüp- - ister misiniz- kusursuz kibar olacağım, erkek değil - pantolonlu bir bulut!
İnanmıyorum Nice diye bir kentin varlığına çiçekler içre! Benimle yine övünmeye başlar öz övgüleri gibi sayrılarevi gibi bayatlamış erkekler, ve kadınlar, hırpalanmış atasözleri gibi.
Çeviren: Azer Yaran

Karıma Dair Birkaç Söz
Meçhul denizlerin engin plajı boyunca gidiyor ay- karım benim. Benim kumral saçlı aşkım. Yaylı arabasının ardında çığlıklarla uzanıyor alaca kalabalığı yıldız kümelerinin. Taçlanıyor otomobil garajıyla,öpüşüyor gazete büfeleriyle, giysi peşinin samanyoluysa bir maiyet beyzadesi gibi süslenmiş yıldızlı kıvılcımlarla. Ya ben? Taşımaktaydı işte, bu yanmışa, kaşların saka sırığı kuyuların gözlerinden soğuk kovaları. Gölsel ipekler içinde sen miydin salını duran, kalçaların mı kehribar bir keman gibi çınıldayan? Teşne çatıların diyarlarına düşürmezsin dallarının ışıltılarını. Bulvarlar içre batıyorum, kumların yitip kederinde: bu da işte senin kızındır- şarkım benim file çoraplarıyla kafelerin önlerinde.
Çeviren: Azer Yaran
|
Kleopatra ve Âşıkları
Saray pırıl pırıl. Şarkıcılar hep bir ağızdan Destan okuyorlardı, filâvta ve rubabın akışıyla. Melike sesiyle ve bakışıyla Canlandırıyordu ziyafeti ihtişam içinde. Gönüller sürükleniyordu onun tahtına doğru Fakat altın tasın önünde, O, birdenbire daldı derinlere Mucizeli başını, omuzuna eğip durdu. Ve şimdi muhteşem ziyafet sanki uyukluyordu, Davetliler susmuştu. Şarkıcılarda ne ses, ne seda vardı! Ama işte, eğilen başını O kaldırdı yine, Işıklı bir yüzle başladı sözlerine: "Mutluluğunuz sizin, benim aşkımdadır, Dinleyin beni, ben dilersem eğer, siz Benimle bir olabilirsiniz. İhtiras alışverişine kim giriyor, kim? Aşkımı satıyorum ben, Hayatı pahasına bir gecemi benim Söyleyin, kim satın alacak içinizden?” Sustu ve korku sardı herkesi, Yürekler burkuldu şehvetle… O, yüzünde soğuk bir cüretle Dinlemektedir şaşkın mırıltıları Ve küçümseyen bakışlarını ağır ağır Hayranlarının üstünde dolaştırmaktadır. Birden bir insanın çıkışıyla yarıldı kalabalık Onun peşinden geldi iki kişi daha Duruşları pervazdı, gözbebekleri ışık. Melike karşılıyor gelenler ve böylece Alışveriş bitiyor: satın alınıyor üç gece. Ölüm odasıdır çağıran onları artık. Şimdi kutsal kâhinler Donakalmış davetliler önünde Uğursuz kâseden Sıra kur’asını çekiyor birer birer. Birinci Flavius, son Roma bölüğünde En yırtıcı asker. Çıldırtabilirdi onu Katlanmak bir kadının azametine, O kabul etmişti zevkin meydan okuyuşunu, Kızgın kavga günlerinde koşar gibi Düşmanın davetine. İkinci, Kriton, genç hakim, Epikür bahçelerindendi, Kharite’lerin, Kıbrıs’ın, Amur’un Şairi ve hayranlarındandı. Üçüncü, yeni açmış bir bahar çiçeği gibi Okşuyordu gözü ve kalbi. Ünlü değildi, adı asırlarda tutmamıştı yer; Yavaşça gölgeliyordu Dudaklarını ilk tüyler; Genç yüreğinde tecrübesiz gücü Kaynıyor ihtirasla; Heyecan ışıldıyor gözlerinde. Mağrur Melike hüzünlü bakışlarını; Dondurdu onun üzerinde. "-Ant içerim… Ey zevklerin anası, Mislini görmediğin gibi hizmet edeceğim sana. Satılık bir cariye gibi gireceğim, Kandırıcı ihtirasların odasına. Dinle beni, gücü büyük Kıbrıslı sen, Ve siz yer altı hükümdarları, Ey gazaplı Ayda’nın ilahları, Yemin ederim ki, sabah şafak sökene kadar Arzularıma hükmedenleri, ben Tatlı ihtiraslarla doyuracağım, Ve bütün esrarlı aşk hünerleriyle Ve misilsiz bir rehavetle onları yoracağım. Ama, kızıl sabah ışıklarıyla, Sökünce ölümsüz şafak, Yemin ederim ki ölümün baltasıyla Bu bahtiyar başlar yuvarlanacak.” Ve işte artık gün batıyor, Altın bir yay gibi doğuyordu ay. Örtüldü baygın gölgelerle İskenderiye’de saray. Fıskiyeler coşuyor, meşaleler tutuştu. Buhurdanlar tütüyor ağır ağır, yer yer… Dünya ilâhlarının bekliyor emirlerini Tatlı, ihtiraslı serinlikler. Sessiz ve ihtişamlı karanlıkların, Gönlü çeken mucizeleri arasında, Ve gölgesinde erguvani perdelerin Işıldıyordu altın oda…
1835
Çeviren: Nâzım HİKMET
Gece sisi kaplamış tepelerini Gürcistan’ın..
Gece sisi kaplamış tepelerini Gürcistan’ın; Karşımda akıyor Aragva uğultulu. Hem hüzün hem bir hafiflik var içimde; kederliyim, Seninle dopdolu, aydınlık bir keder bu. Seninle, sadece seninle… Hiçbir şey Bozmuyor, tedirgin etmiyor üzgünlüğümü, Ve yürek yeniden tutuşuyor, seviyor yeniden, Sevmemesi olanaksız çünkü.
O’na
Anımsıyorum o büyülü ânı Karşımda beliriverdiğin, Uçup gidici bir hayal gibi, Dehası gibi saf güzelliğin. Bunluklarında ümitsiz hüznün, Telâşın yorucu tasalarında, Çınlardı o tatlı ses uzun uzun, O güzelim çizgiler görünürdü bana. Yıllar geçti. İsyancı dalgalarında fırtınaların Dağılıp söndü eski hayaller, Unuttum tatlı sesini senin Ve silindi Tanrısal çizgiler. Issızlıkta, karanlığında tutsaklığın Sessizce uzayıp gidiyordu günlerim Tanrısız, esinsiz, gözyaşsız, Yaşamsız ve sevgisizdim. Ve bir an geldi, uyandı ruhum: Ve işte sen yeniden belirdin, Bir hayal gibi, uçup giden, Dehası gibi saf güzelliğin. Ve yürek çarpıyor bir esrimeyle, Ve yeniden canlanıyorlar onda Tanrısallık da, esin de, Yaşam da, gözyaşı da, aşk da.
Şair’e
Ey şair! Değer verme sevgisine sen halkın Tez geçer gürültüsü zafer övgülerinin; Aptalın yargısına, soğuk kalabalığın Gülüşüne de boş ver, aldırışsız ol, sakin. Sen çarsın: Yalnız yaşa. Yürü özgür yolunda Özgür akıl nereye götürüyorsa seni. Yetiştir emeğinin sevgili meyvesini, Ödül beklemeksizin soylu çabalarına. Ödül sendedir, çünkü en yüce yargıç sensin; Ürününe en titiz değer biçebilensin, Ey güç beğenir usta, sen ondan hoşnut musun? Hoşnutsan, kalabalık varsın küfretsin sana, Tükürsün ateşinin tutuştuğu mihraba, Şımarık bir inatla rahleni sarsıp dursun.
Seviyordum sizi
Seviyordum sizi ve bu aşk belki İçimde sönmedi bütünüyle. Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle. Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi. Bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün. Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.
Çeviren: Ataol BEHRAMOĞLU
Şair
Şairi Tanrı Apollon Kutsal özveriye çağırmadığı zaman, Yılgınca gömülmüştür o Boş bir dünyanın dertlerine; Kutsal liri onun susar; Soğuk bir uykuda pinekler ruhu, Dünyanın önemsiz çocukları arasında Belki, en önemsizi odur. Ama tanrısal söz ulaştığı an Onun duyarlı işitimine değin, Durgun ruhu silkinir şairin, Bir kartal gibi, uyanan uykusundan. Dünyanın eğlencesi ona boğuntudur, Beşerin lâkırdısı ona yabancı, Durup divanına halkın putunun Şair eğmez mağrur başını; Koşar o, akansız ve yaban, Seslerle ve karmaşayla dolu, Issız dalgaların vurduğu kıyılara, Gür uğultulu ormanlara doğru…
Çeviren: Azer YARAN
|
Kış gecesi (Mum yanıyor masada...)
Tipi tipi, bütün dünya, Köşe bucak kar. Bir mum yanıyor masada, Yanan bir mum var. Sinek nasıl yaz geldi mi Ateşe uçar, Uçuyor bak onun gibi Pencerede kar. Yapıştırıyor camına Onları rüzgâr. Bir mum yanıyor masada, Yanan bir mum var. Işıyan tavana az az Yerleşir gölge, El çapraz, ayak çapraz, Çapraz kader de. Tıkırtıyla düştüğü an Pabuçlar yere, Mumun gözyaşı lambadan Damlar eteğe. Her şey karlı karanlıkta Yiter kırçıl, ak. Bir mum yanıyor masada, Mum yanıyor, bak. Mumu üfürür bir yandan, Tutku ateşi Kaldırır kanatlarından Bir melek gibi. Tipiydi tüm şubat ayı, Ve bir mum bazan Işıtıyordu odayı, Masada yanan.
1946
Sonbahar Dağılın dedim ev halkına, Bütün dostlar çoktan dağıldı, Ve doldu kalbe ve doğaya Tüm zamanların yalnızlığı. Bekçi kulübesindeyim bak Seninle, ıssız bir orman bu. Yollar, şarkıya uyarak Yarı yarıya otla dolu. Şimdi acı duyarak bizi Seyrediyor kütük duvarlar. Hiç beklemeyin cengimizi,
Geberip gideceğiz, o kadar. Birde oturup üçte kalkarız, Bende kitap sende el işi, Ve şafak söker, anlamayız, Artık öpüşmediğimizi. Umursamadan ve görkemli, Yapraklar, dökülün, hışırdayın, Ve dünün acı kasesini Bugünün hüznüyle çoğaltın. Bağlılık, çekicilik, gönül! Dağılalım bu hengamede! Güzün hışırtısına gömül! Dona kal veya çıldır sen de! Dr.Jivago’nun şiirlerinden
Bazılarını sevmek
Bazılarını sevmek ezer bizi, Senin her şeyin mükemmeldir, Ve çekiciliğinin gizi Hayatın çözümüne bedeldir. Baharda düşlerin hışırtısı Ve fışırtısı gerçeklerin. Bu ailedensin. Hava gibi Çıkar gözetmez, anlamın senin. Kolaydır gözü ışığa açmak, Arınmak sözcük çöplüğünden Ve çöp biriktirmeden yaşamak. Bunları kurnazlık sayma sen.
1931

Her şeye inmek isterim Her şeye inmek isterim, İşin özüne, Bir yol bulabilsem, derim, Kalp pürüzüne. Özüne geçmiş günlerin, Nedenlerine, Köklerine, temellerin En derinine. Bağını kavrayabilmek Olayların ve Yaşamak, düşünmek, sevmek, Yaratmak bir de. Becerebilseydim onu Kısmen de olsa, Yazardım hırsın özünü Sekiz satırla, Suçu, günah işlemeyi, Koşuşturmayı, Ve rastgele görüşmeyi Eli, ayayı. Yasasını yazardım ben, Ön sözlerini, Adının tekrar ederken Baş harflerini. Kalbim adeta uçardı, Dikerdim şiir. Ihlamur çiçek açardı Ardından bir bir. Katardım şiire, neyi: Gülü, naneyi, Fırtınayı, saparnayı, Çayır biçmeyi. Eskiden Chopin sokmuştu -De ki mucize- Mezarı, parkı, koruyu Öz müziğine. Ulaşılan her zaferdeAzap ve oyun- Çekilen bir kirişidir O gergin yayın.

Öyledir öyle başlar İnsan iki yaşında da öyle başlar işte Ezgilerin karanlığına sıyrılır kucaklardan, Cıvıl cıvıl cıvıldar, mırıldar bir süre, Derken, üçüne doğru, sözler dökülür ağzından. Öyledir işte, yavaşça başlarsın anlamaya, Kapılıp bir türbinin büyük gürültüsüne, Sen misin bu, bir başkası mı yoksa, Yabancılaşmıştır evin, bir gölgedir annen de Bu zalim leylâk parıltısının nedir derdi? bu dökülen, bu inen bir park kanepesine, Nedir? çocukları kaçırmak gibi bir şey mi? Öyledir işte, kuşlar öyle doluşur içine. Arttıkça artan kıvamını bulan acılardan: Yüreğinde ulaşılamayanın özlemi, uzak yıldızlar, Faust gibi olduğun, kafan bulandığı zaman Öyledir, öyle başlar çingene çalgıcılar. Uçaraktan yüce yüce gök katlarından Çevrili alanlar görürsün, evsiz topraklar, ve denizler bir iççekiş kadar ansızın, İşte tıpkı öyle doğar heceler ve uyaklar. Yulafların üstünde, sırtüstü,yaz geceleri, yakarır durur: her şey yerini alsın diye, Sakınarak gözünden şafağı ve evreni Öyle olacaktır, öyledir dalaşımız güneşle. Öyledir, öyle başlar yaşamak, dizelerle. Çeviren: Cemal Süreya
|
|
| |
 | |  |
|
 |
| Что нового?
 | |
НОВОЕ ФОТО YENİ FOTO
НОВОЕ ФОТО YENİ FOTO
НОВАЯ СТАТЬЯ YENİ YAZI
НОВЫЕ СТИХИ YENİ ŞİİR
НОВАЯ МУЗЫКА YENİ MÜZİK
НОВАЯ КНИГА YENİ KİTAP
|
 |
|