Турция - Türkiye

Категории
Мои стихи / Şiirlerim [18]
Стихи о Турции и не только о ней
Турецкие поэты [3]
Türk şairleri
Rus şiirler Türkçede [8]
Стихи Эмина Джошкуна [8]
Коды городов
Календарь - Takvim
«  Май 2009  »
ПнВтСрЧтПтСбВс
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Друзья - Dostlar

Турецкий клуб в Москве
Türk Külübü Moskova'da

Турецкий Клуб
      Турция.ру - место под солнцем!
        Турция.Ру
            Мой дом - Турция
              BENİM EVİM TÜRKİYE


                Айда.Ру - отзывы туристов об отелях Турции.


                Наш опрос

                Какая тематика в культуре Турции Вам наиболее интересна?

                 

                [ Результаты · Архив опросов ]

                Всего ответов: 946
                Счетчики- Sayaçlar


                ОТЗЫВ.Ру

                Рейтинг@Mail.ru

                Каталог путешествий www.turizm.ru




                Главная » 2009 » Май » 26 » VLADİMİR MAYAKOVSKİ
                8:00 PM
                VLADİMİR MAYAKOVSKİ

                Dinleyin!
                ..


                Dinleyin!
                Bu yıldızları böyle
                her gece
                niçin yakarlar ?
                Herhalde birisine gerekli diye?
                Herhalde yanmalarını isteyen birisi var?
                Ve herhalde birisi
                bu balgam parçalarını
                inci diye sayıklar?
                Ve zorlayıp
                bir öğle vakti kalkan toz borasını
                Tanrı katına varır
                geç kalmak korkusu yüreğinde
                yalvarır

                öper Tanrı' nın elini merhamet dilenerek
                ağlar -
                anlatır kendisine niçin bir yıldız
                gerektiğini -
                bu azaba yıldızsız katlanamayacağını
                Ve sonra o birisi
                gezdirir boğuntusunu diyar diyar
                sakin gözükmeğe çalışarak:
                "Şimdi daha iyisin değil mi?"
                diye sorar
                yoluna ilk çıkana
                "Korkmuyorsun artık
                değil mi?"
                Dinleyin!
                Yaktıklarına göre bu yıldızları
                böyle
                her gece
                Birisinin işine yaramaları şart
                öyle değil mi
                ve şart olsa gerek
                gene her gece
                hiç olmazsa bir yıldızın yanıp sönmesi..

                Çeviren : Attilâ T
                okatlı

                 

                K
                eder


                Rüzgâr, umutsuz, boşuna
                dövünüp durdu insafsızca.
                Karartarak damlayan kanı
                ürpertip damların omurgasını.
                Ve bir yalnızlık düşkünü yine
                doğdu dulkalmış ay gecede.

                Çeviren: Erdal A
                lova



                Lili
                (Mektup yerine)

                Tütün dumanı kemiriyor havayı.
                Oda
                Kruçyonıh'ın Cehennem' inden bir bölüm gibi.
                Anımsıyor musun
                İlk kez
                ardında bu pencerenin
                tutkudan çıldırmışçasına
                okşamıştım ellerini.
                Şimdi
                oturuyorsun aynı yerde,
                yüreğin
                demirden bir kılıf içinde.
                Ve yarın
                paralayan sözlerle
                kovacaksın belki beni
                Ve loş antrede
                uzun süre
                titreyişlerle sarsılan bir kol
                bulamayacak
                ceketteki yerini.
                Çıkacağım, ezilmiş.
                Fırlatacağım vücudumu sokağa.
                Yabanıl
                çılgın
                umutsuzlukla paramparça.
                Hayır
                gerek yok buna,
                sevgilim,
                biriciğim,
                gel
                vedalaşalım şimdiden.
                Ağır bir gülle gibi
                aşkım
                nereye kaçarsan kaç
                asılıdır sana
                nasıl olsa.
                Bırak
                son bir haykırışla uluyayım
                horlanmışlığın acı yankısını.
                Çalışmaktan
                anası ağladığında öküzün
                gider
                salar kendini soğuk sulara.
                Aşkından başka
                deniz yok bana,
                ve gözyaşları da
                bir erinç
                koparamıyor ondan.
                Yorgun fil
                sessizliği aradığında
                yatar
                kızgın kumlara saltanatla.
                Aşkından başka
                güneş yok bana.
                Ve bilmiyorum bile
                neredesin şimdi ve kiminle.
                Eğer
                bir başka şair olsaydı
                böylesine üzdüğün,
                onarırdı acısını
                parayla ve ünle.
                Fakat
                sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı
                senin sevgili adının
                çınıltısından başka.
                Atmayacağım
                bir boşluğa kendimi,
                zehir içmeyeceğim.
                Ve dayayıp
                şakağıma namluyu
                çekmeyeceğim tetiği.
                Ağzı hiçbir bıçağın
                bakışların kadar senin
                kesemez beni.
                Yarın unutacaksın
                seni taçlandırdığımı,
                ve yakıp tükettiğimi
                çiçeklenmiş bir ruhu
                aşkla.
                Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı
                dağıtacak
                sayfalarını kitaplarımın.
                Sözlerimin kurumuş yaprakları mı
                durduracak seni
                çırpınan soluğuyla.
                Bırak hiç değilse
                son bir sevgi dalgası sereyim
                beni bırakıp giden adımlarının altına.

                Çeviren : Ataol Behramoğlu

                 


                Şair İşçidir


                Bağırırlar şaire:
                "Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.
                Şiir de ne?
                Boş iş.
                Çalışmak, harcınız değil demek ki..."
                Doğrusu
                bizler için de
                en yüce değerdir çalışmak.
                Ve kendimi
                bir fabrika saymaktayım ben de.
                Ve eğer
                bacam yoksa
                İşim daha zor demektir bu.
                Bilirim
                hoşlanmazsınız boş lâftan
                kütük yontarsınız kan ter içinde,
                Fakat
                bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:
                Kütükten kafaları yontarız biz de.
                Ve hiç kuşkusuz
                saygıdeğer bir iştir balık avlamak
                çekip çıkarmak ağı.
                Ve doyum olmaz tadına
                balıkla doluysa hele.
                Fakat
                daha da saygıdeğerdir şairin işi
                balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü.
                Ve doğrusu
                işlerin en zorlusu
                yanıp kavrularak demir ocağının ağzında
                su vermektir kızgın demire.
                Fakat kim
                aylak olduğumuzu söyleyerek
                sitem edebilir bize;
                Beyinleri perdahlıyorsak eğer
                dilimizin eğesiyle...
                Kim daha üstün, şair mi?
                yoksa insanlara
                Pratik yarar sağlayan teknisyen mi?
                İkisi de.
                Yürek de bir motordur çünkü
                ve ruh, onun çalıştırıcısı.
                Eşitiz bizler
                şairler ve teknisyenler.
                Vücut ve ruh emekçileriyiz
                aynı kavganın içinde
                Ve ancak ortak emeğimizle
                bezeriz evreni
                marşlarımızı gümbürdeterek
                Haydi!
                laf fırtınalarından
                ayıralım kendimizi
                bir dalgakıranla.
                İş başına!
                Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu.
                Ve ağzıkalabalık söylevci takımı
                değirmene yollansın dosdoğru!
                Unculuğa!
                Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!

                Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

                 

                Pantolonlu Bulut


                Sizin,
                kirden muşambalaşmış sedirde bir uşak gibi semiren
                pelte beyniniz üstünde dalmış düşlere düşüncenizi,
                taciz edeceğim yüreğimin kanlı limeleriyle;
                doyuncaya dek gülünçleyeceğim sizi küstah ve yakıcı.

                Ruhumda benim yok tek ağarmış tel,
                ve ihtiyarca bir sevecenlik yok ruhumda!
                Dünyayı sarsa sarsa sesimin kudretiyle,
                yürüyorum - yakışıklı
                yirmi iki yaşımda.

                Kibarlar!
                Siz aşkı kemanlara yatırırsınız.
                Bir kaba yatırır aşkı timballere
                Ama kendinizi, benim gibi tersyüz edemezsiniz,
                tüm dudaklardan ibaret kalıncaya dek!

                Gelin ders alın
                çıkın konuk salonundan
                patiskadan memur karısı melekler topluluğundan.

                Dingince çeviren dudakların sayfalarını,
                yemek kitabını devreden bir aşçı kadın gibi.

                İster misiniz
                besiden kudurmuş olacağım
                -ve, gökyüzü gibi yeni bir renge bürünüp- -
                ister misiniz-
                kusursuz kibar olacağım,
                erkek değil - pantolonlu bir bulut!

                İnanmıyorum Nice diye bir kentin varlığına çiçekler içre!
                Benimle yine övünmeye başlar öz övgüleri gibi
                sayrılarevi gibi bayatlamış erkekler,
                ve kadınlar, hırpalanmış
                atasözleri gibi.

                Çeviren: Azer Yaran


                Karıma Dair Birkaç Söz


                Meçhul denizlerin engin plajı boyunca
                gidiyor ay-
                karım benim.
                Benim kumral saçlı aşkım.
                Yaylı arabasının ardında
                çığlıklarla uzanıyor alaca kalabalığı yıldız kümelerinin.
                Taçlanıyor otomobil garajıyla,öpüşüyor gazete büfeleriyle,
                giysi peşinin samanyoluysa bir maiyet beyzadesi gibi
                süslenmiş yıldızlı kıvılcımlarla.
                Ya ben?
                Taşımaktaydı işte, bu yanmışa, kaşların saka sırığı
                kuyuların gözlerinden soğuk kovaları.
                Gölsel ipekler içinde sen miydin salını duran,
                kalçaların mı kehribar bir keman gibi çınıldayan?
                Teşne çatıların diyarlarına
                düşürmezsin dallarının ışıltılarını.
                Bulvarlar içre batıyorum, kumların yitip kederinde:
                bu da işte senin kızındır-
                şarkım benim file çoraplarıyla
                kafelerin önlerinde.

                Çeviren: Azer Yaran

                Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 2154 | Добавил: TurkEvim
                Всего комментариев: 0
                Добавлять комментарии могут только зарегистрированные пользователи.
                [ Регистрация | Вход ]
                Культура - Kültür

                Что нового?

                НОВОЕ ФОТО

                YENİ FOTO



                НОВОЕ ФОТО

                YENİ FOTO



                НОВАЯ СТАТЬЯ

                YENİ YAZI




                НОВЫЕ СТИХИ

                YENİ ŞİİR




                НОВАЯ МУЗЫКА

                YENİ MÜZİK



                НОВАЯ КНИГА

                YENİ KİTAP



                Emin Coşkun - ART

                Авторский сайт Эмина Джошкуна

                Emin Coskun

                Эмин Джошкун у нас


                Поделиcь - Paylaş
                Поиск - Arama
                Copyright TÜRK EVİM - ТУРЕЦКИЙ ДОМ © 2017 Сайт создан в системе uCoz