Турция - Türkiye

Категории
Мои стихи / Şiirlerim [18]
Стихи о Турции и не только о ней
Турецкие поэты [3]
Türk şairleri
Rus şiirler Türkçede [8]
Стихи Эмина Джошкуна [8]
Коды городов
Календарь - Takvim
«  Август 2009  »
ПнВтСрЧтПтСбВс
     12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31
Друзья - Dostlar

Турецкий клуб в Москве
Türk Külübü Moskova'da

Турецкий Клуб
      Турция.ру - место под солнцем!
        Турция.Ру
            Мой дом - Турция
              BENİM EVİM TÜRKİYE


                Айда.Ру - отзывы туристов об отелях Турции.


                Наш опрос

                Какая тематика в культуре Турции Вам наиболее интересна?

                 

                [ Результаты · Архив опросов ]

                Всего ответов: 949
                Счетчики- Sayaçlar


                ОТЗЫВ.Ру

                Рейтинг@Mail.ru

                Каталог путешествий www.turizm.ru




                Главная » 2009 » Август » 14 » ALEKSANDR BLOK
                6:51 PM
                ALEKSANDR BLOK
                 

                Rusya
                 
                İşte o altın yıllarda olduğu gibi
                Aşınmış üç eyer kayışı sallanıyor yine
                Ve renk renk üç tekerlek dingili
                Dalıp çıkıyor eğri büğrü izlere…

                Rusya, yoksul Rusya!
                Kül rengi köy evlerin senin
                Ve rüzgârın taşıyıp getirdiği türküler
                Gözyaşları gibidir ilk sevgimin

                Acımak elimden gelmez sana
                Ben kendi boğuntumu yaşamaktayım şimdi…
                Git, istediğin büyücüye
                Teslim et haydut güzelliğini!

                Varsın büyülesin seni ve aldatsın
                Yok olmazsın yitip gitmezsin nasıl olsa
                O güzel çizgilerin belki
                Dumanlanır biraz, kaygıyla…

                Ne çıkar bir kaygı daha eklenmişse
                Çağıltılı nehre bir gözyaşı daha damlamış ne çıkar…
                Sen o'sun yine, ormanlar, tarlalar…
                Ve kaşlarına kadar nakışlı bir boyun atkısı…

                Ve katlanılmayacak hiçbir şey yoktur artık
                Sezilmez nasıl akıp gittiği uzun yolların
                Parlayıverdiğinde, uzakta bir yerde
                Atkının altından bir anlık bakışın
                Ve usul bir tasayla çınladığında
                Boğuk türküsü arabacının…

                 

                Durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya

                Durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya
                Anımsamazlar geçtikleri yolları;
                Biz, Rusya'nın korkunç yıllarının çocukları -
                Gücümüz yok hiçbir şeyi unutmaya.

                Yakıp kavuran, kül eden yıllar !
                Çılgınlığın mı, umudun mu kökü gizli sizde?
                Savaş günlerinden, özgürlük günlerinden
                Kanlı bir parıltı kaldı yüzlerde.

                Uğultusu tehlike çanlarının
                Dilsiz olmaya zorladı bizi.
                Uğursuz bir boşluk kapladı
                Bir zaman coşkuyla dolu yüreklerimizi.

                Varsın, üstünde ölüm döşeğimizin
                Uçuşsun bir karga sürüsü, bağırışlarla -
                Tanrım, seyretsinler âlemini senin
                Kimler daha lâyıksa!

                Çeviren: Ataol BEHRAMOĞLU

                 

                İskitler

                Milyonlarcasınız. Milyarlarca biz.
                Hadi deneyin, savaşın bizimle.
                Evet Asyalıyız, biz İskitleriz.
                Aç, vahşi ve çekik gözlerimizle!

                Sizin yüz yıllar, bizim bir saat
                Uşaklar gibi iki düşman ırka
                Biz kalkan tutuk, ettik itaat
                Moğollarla Avrupa arasında

                Yüzyıllarca o eski ocağınız gürledi
                Susturarak çığların sesini
                Ve siz yabancı bir masal sandınız
                Lizbon ve Messina'nın çökmesini

                Gözünüz Doğudaydı yüzyıllarca
                Topladınız bizim başyapıtları,
                Erittiniz. Alayla beklediniz
                Bizlere doğrultmak için topları.

                Vakittir. Bakıyor bela kapıdan
                Büyüyor günbegün dargınlıklar,
                Yok olur belki hiç iz bırakmadan
                Günü gelince sizin Pestumlar.

                Daha ölmemişken ah eski dünya!
                Daha sürerken tatlı çilen senin.
                Ermiş Oidipus gibi dursana
                Önünde eski Sfenks bilmecesinin.

                Rusya Sfenks’tir. Gülerek, ağlayarak
                Kara kanlar içindeyken kendisi
                Gözleri sende, bakar öylece,
                Durur, içinde nefret ve sevgisi.

                Evet, kanımızın sevdiği gibi
                Sevmiyor hiç biriniz çoktan artık
                Unuttunuz bu dünyada sevgiyi
                Yakan, öldüren duyguyu - yazık!

                Severiz ilahi basireti de,
                Soğuk sayıların sıcağını da,
                Anlarız özü Fransızca espride,
                İç karartan Alman dehasını da.

                Aklımızda Venedik serinliği,
                Sokaklardaki cehennem Paris'te
                Uzakta aromalı limon bahçeleri,
                Köln'de dev yapılar, duman da, sis de.

                Severiz vücudu tat ve rengiyle
                Boğucu, ölümcül kokusuyla biz,
                Suç bizde mi, tatlı sert pençemizle?
                Çatırdarsa eğer iskeletiniz?

                Başından tutarız, alışkınız
                Biz oynak, yorulmayan atları,
                Kuyruk sokum kemiğini kırarız,
                Zapt ederiz hırçın köle kızları.

                Vazgeçin savaşın dehşetlerinden
                Gelin, biz barışıp kucaklaşalım.
                Eski kılıcı dostlar geç değilken
                Kınına koyun siz; kardeş olalım.

                Hayır, diyorsanız kaybetmeyiz ya;
                Hainlik yapmayı biliriz biz de,
                Lanet okuyacak durdukça dünya
                Sonraki sağlıksız kuşaklar size.

                Hadi Urallara, hepiniz gidin
                Entegral ve çelik makinelerle.
                Buyurun, bu meydan, harp edin
                Moğolların vahşi kuvvetleriyle

                Bizse artık size kalkan değiliz
                Savaşmayız, bıraktık o işleri.
                Biz çekik gözlerle seyredeceğiz
                Ölüm savaşını, kaynar mahşeri.

                Engin ve derin ormanlar boyunca
                Güzel Avrupa?nın önünde biz
                Yol açacağız; dönüp bakınca
                Asyalı suratımızı göreceksiniz.

                Gaddar Hun yakarken kentleri
                Ceset ceplerini karıştırırken,
                Kebap ederken beyaz kardeşleri,
                Karışmayız, kiliseye at sürerken.

                Artık gel eski dünya bu son gayri
                Kardeşçe emek, barış şölenine
                Çağırıyorken barbarların liri
                Kardeşlik aydınlık ziyafetine.

                 

                Manyakça Yaşamak İstiyorum


                Ah! Manyakça yaşamak istiyorum!
                Her anı ebedileştirmeyi
                Adsızı insanlaştırmayı
                Gerçekleşmeyeni gerçekleştirmeyi

                Hayatın ağır uykusu beni boğadursun
                Bu rüyada hep nefessiz kalayım-
                Belki şen şakrak bir genç
                Hakkımda şöyle der gelecekte:

                Hüznünü affedelim – kim bilir
                Belki bu onun gizli motoruydu.
                Tamamı şefkat ve aydınlığın çocuğu o,
                Ve her şeyiyle özgürlüğün galebe çalışı!

                 

                Ne Kadar Zor!


                Ne kadar zor! İnsan içinde dolaşıp
                Ölmemiş gibi gibi numara yapmak,
                Ve trajik aşk oyunlarını
                Henüz yaşamamışlara anlatmak

                Ve kendi kabuslarına bakıp da
                Duygunun düzensiz fırtınasında bir düzen bulmak
                Sanatın sönük alevlerinde
                Ölümcül hayat yangınını tanıtmak.

                 
                 

                Gece. Şehir uyumuş

                Gece. Şehir uyumuş.
                Kocaman pencerenin ardında
                Can çekişen bir adam gibi
                Sakin, heybetli.

                Camın önünde kederli biri
                Küsmüş talihine,
                Göğsü bağrı açık
                Yıldızlarda gözleri.

                -Yıldızlar, yıldızlar!
                -Nedir kederimin sebebi?

                Yıldızlarda gözleri.

                -Yıldızlar, yıldızlar!
                -Nereden geliyor bu keder?

                Ve yıldızlar konuşuyor
                Anlatıyorlar her şeyi.

                Çevirenler: Melih Cevdet ANDAY - Erol GÜNEY

                 

                Mavi yağmurluk

                Yiğitliği, kahramanlığı, şânı
                Bu kahpe dünyada unuturdum ben
                Yanlı bir çerçevede ışıdı mı
                Yüzün önümdeki masa üstünden.

                Gün geldi ve sen gidiverdin.
                Geceye attın aziz yüzüğünü.
                Yazgını bir başkasına verdim,
                Unuttum ben o güzel yüzünü.

                Günler geçti, hep telaş içre,
                Hayatımı yıktı şarap ve tutku…
                Birden hatırladım ben seni ve
                Gel dedim, gençliğime çağrıydı bu…

                Çağırdım ama gelmedin nedense,
                Çok gözyaşı döktüm, ilgisiz kaldın,
                Mavi yağmurluğunu mahzun giyindin de
                Yağışlı gecede benden ayrıldın.

                Bilmem, gururun nereyi tuttu mesken.
                Tatlımsın, sevgilimsin, her şeyimsin…
                Mavi yağmurluğunla düşe daldım ben,
                Yağışlı gecede giyip gittiğin…

                Düş kurulmaz, yok artık şefkat ve ün.
                Her şey bitti, geldi gençliğin sonu!
                Yok artık yalın çerçevede yüzün,
                Elimle masadan kaldırdım onu.

                Çevirenler: Ahmet NECDET - Kanşaubiy MİZİEV

                 

                Sanatçı

                Yaz sıcakları da geçer kış fırtınaları da
                Geçer şenlikleriniz matemleriniz geçer
                Ve ben bastırmak için yüreğimdeki özlemi
                Bilinmedik bir türkünün doğmasını beklerim.

                Geçer şenlikleriniz matemleriniz geçer
                Kapmak ve dondurmak ve belirlemek için.
                Umudumun katına ucu ucuna seçilen
                İnce bir iplik gibi uzanıyor şimdi.

                Deniz mi uğulduyor? Dallarda şarkı söyleyen
                Bir su perisi mi var yoksa zaman mı durdu birden?
                Ya mayıstır aylardan, ve elma ağaçlarının çiçeğini
                Örten kar dökülüyor? Ya da gizlice bir melek geçti?

                Sabırlı akışında saat ebediyeti taşır şimdi.
                Durmadan genişler aydınlık, sesler ve hareketler.
                Coşkuyla dolu geçmiş, geleceği seyreder…
                Şimdiki zaman ve tüm acımsayışlar çoktan uçup gitti.

                Ve, yeni ruhla bilinmedik güçlerin
                Kendi kendilerini yarattığı son uçta
                Melûn bir gökgürültüsüdür kaplar tüm varlığımı:
                Yaratıcı düşünceyi zorlayıp devirmekteyim.

                Soğuk bir kafese kapatır bu doğan küçük kuşu
                Çeker giderim işte, bu kuş hürriyet kuşu,
                Ölümü bizden uzaklaştırmak isteyen ve sadece
                Ruhu kurtarmak özlemiyle durmadan uçan kuş bu.

                Ve işte kafes: Tunçtan, ağır mı ağır;
                Altın kafes duygusunu uyandırır akşam güneşinde.
                Ve benim güzel kuşum keyfi geldiğinde,
                Bir oraya bir buraya, türkü tutturur.

                Kuşumun kanadı kesik, türküleri nakarat…
                Ama pencerenin altında kalakalırsınız işte böyle.
                Sevdiniz değil mi türkülerini? Bense yorgun bitik,
                Yeni bir kuş bekliyorum… yeni bir sıkıntının içinde.

                Çeviren: Attila TOKATLI

                Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 3040 | Добавил: TurkEvim
                Всего комментариев: 0
                Добавлять комментарии могут только зарегистрированные пользователи.
                [ Регистрация | Вход ]
                Культура - Kültür

                Что нового?

                НОВОЕ ФОТО

                YENİ FOTO



                НОВОЕ ФОТО

                YENİ FOTO



                НОВАЯ СТАТЬЯ

                YENİ YAZI




                НОВЫЕ СТИХИ

                YENİ ŞİİR




                НОВАЯ МУЗЫКА

                YENİ MÜZİK



                НОВАЯ КНИГА

                YENİ KİTAP



                Emin Coşkun - ART

                Авторский сайт Эмина Джошкуна

                Emin Coskun

                Эмин Джошкун у нас


                Поделиcь - Paylaş
                Поиск - Arama
                Copyright TÜRK EVİM - ТУРЕЦКИЙ ДОМ © 2017 Сайт создан в системе uCoz