Турция - Türkiye

Категории
Мои стихи / Şiirlerim [18]
Стихи о Турции и не только о ней
Rus şiirler Türkçede [8]
Турецкие поэты [4]
Türk şairleri
Коды городов
Вход - Giriş
Логин:
Пароль:
Календарь - Takvim
«  Февраль 2012  »
ПнВтСрЧтПтСбВс
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829
Наш опрос

Какая тематика в культуре Турции Вам наиболее интересна?

 

[ Результаты · Архив опросов ]

Всего ответов: 710
Кто там - Kim var?

Рейтинг@Mail.ru

Каталог путешествий www.turizm.ru



Онлайн всего: 2
Гостей: 2
Пользователей: 0




- Не спеши, погоди, - ни к чему!..
- Тороплюсь - к тебе одному.
- Отдохнуть бы тебе, поспать!..
- Я боюсь не дойти - устать.

- Обогрейся, садись к огню!..
- Я боюсь - догорю, отзвеню.
- Не страшись - я везде, всегда!..
- Я боюсь - иссякнет вода.

- Вот колодец - вода в нём чиста!..
- Я боюсь - пересохнут уста.
- Что мне делать?!.. Хотя бы поверь!..
- Я боюсь - захлопнется дверь.

Елена Иванова,
апрель 2010
Категория: Мои стихи / Şiirlerim | Просмотров: 329 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2010-05-15





Ey düşüncesizlik! Ey tatlı günah,
Sen hem can dost, hem can düşmansın bana!
Gözlerime gülüş saçtın her sabah
Ve eğlence soktun damarlarıma!

Öğrettin ki parmağımda bu yüzük
Yaşam armağanım değildir benim!
Bir iş yönelikse bitişe dönük,
Onu daha baştan bitirmeliyim.

Hem filiz, hem metal oldum yine de
Beceriksiz sanıldığım ömrümde
Çikolata sundum acı çekene
Ve hep güldüm fani yüzler önünde.

Çeviren: Ahmet Emin Atasoy



Zıyaretçi


Ey benzeşim ziyaretçi,
Bakışların yine yerde,
Bir zamanki o ben gibi.
Ama sen dur, sus ve bekle.
Şakayık ve gelincikler
Arasından bak ve oku
Marina'ydım bir zamanlar
Yaşamım çok kısa oldu.
İçersinde bulunduğum
Bu mezardan hiç korkma sen'
Ben de vardım, gülüyordum,
Hatta gülmem gerekmezken.
Dalga dalgaydı saçlarım
Kanım ateşten de sıcak.
Bu dünyada ben de vardım!
Ey benzeşim, halime bak!
Otları temizle biraz
Orda çilekler var gizli
Mezarlıkta bulunamaz
Onlar gibi lezzetlisi.
N'olur artık surat asma
Ve başını biraz dik tut;
Beni kolayca anımsa
Sonra da kolayca unut.
Altında parlak güneşin
Sen ki, sanki altındansın!
Topraktan yükselen sesim
Seni sakın korkutmasın.

Çeviren: Ahmet Emin Atasoy





İşte yine o pencere,
Uyku tutmayan. Bakıyorum.
Şarap mı içiyorlar,
İçmeden mi oturuyorlar,
İki ruh hiç ayrılmaz mı?
Bil ki, her evin
Öyle bir penceresi var.

Ayrılık ve kavuşmanın haykırışı,
O pencere’dir!
Bin mumlu mu, üç mumlu mu,
Kim bilir!..
Zihnimin rahatı uzaklara kaçmış,
Şimdi benim de evimin
Böyle penceresi varmış...

O uykusuz ev için,
Ateşli pencere için
Dua et, dostum benim!..

Çeviren: Elena İvanova




Hoşuma gidiyor

Hoşuma gidiyor bana deli olmamanız,
Size deli olmayışım hoşuma gidiyor.
Bu ağır yerkürenin ayaklarımızın altından
Asla kaymayacak olması hoşuma gidiyor.
Hoşuma gidiyor komik olabilmek,
Kaygısız olabilmek - ve kelimelerle oynamamak
Ve kollarımız her birbirine hafifçe değdiğinde
Hain bir dalgayla kızarmamak.

Bir de benim önümde
Sakince bir başkasına sarılmanız hoşuma gidiyor,
Benim de sonsuza kadar ateşlerde yanmamı
İstemiyorsunuz, öptüğüm siz değilsiniz diye.
Sonra benim güzel ismimi, canımın içi,
Ne gündüz, ne gece ağza almamanız sebepsizce…
O şarkıları hiç duymayacak olmak mesela
Düğünümüzün büyülü sessizliğinde.

Size şu kalbimle, şu ellerimle teşekkür ederim;
Beni -kendinizden habersiz- bu denli sevdiğiniz için,
Huzurlu gecelerim, günbatımındaki buluşmalarımızın seyrekliği için,
Ayışığı altında yürümeyişlerimiz,
Başımızın üstünde olmayan güneş için,
Bana, yazık ki, deli olmadığınız,
Size, yazık ki, deli olmadığım için.

Çeviren: Bilinmeyen





Arduvaz Tahtalara Yazıyorum Adını..

Arduvaz tahtalara yazıyorum adını
Solgun yelpaze kanatlarına
Nehirlerin, denizlerin kumuna
Buzlara ve yüzüğümle çiziyorum adını

Ve asırlık ağaçların kalın gövdelerine…
Bilir misin, doğruluğundan kimse kuşkulanmasın diye
Sevildiğinin, sevildiğinin, sevildiğinin!
Gerçekliğini çiziyordum gök mavisinin.

Ve istiyordum ki her biri çiçeklensin
Parmaklarımın ucunda yüzyıllar boyunca!
Sonra, masaya eğerek alnımı
Haçlarla yokettim hepsini bir solukta.

Ama sen, inleyerek katı parmaklarında
Kötü bir yazarın, yüreğimi yakıyorsun!
Hiç aldatmadım seni! Yüzüğümün halkasında yaşattım
Ve gene yaşayacaksın kanunların sonsuzluğunda.

Çeviren: Erdoğan Tokatlı





On beş yaşında

Şarkı söyler ve unutulmam derken,
Gönlümde şu sözcükler "on beş yaş."
Ah, niye birdenbire büyüdüm ben,
Ne yapsam boş!

Daha dün, yeşil huşlar arasından
Özgürce geçerdim, sabahleyin.
Çok yaramazdım, saç baş perişan,
Hem daha dün!
Baharda uzaktaki çanlar çınlardı,
Bana derdi "Koşup uzansana!"
Hemen her çığlığıma izin vardı,
Her adıma!

Bizleri ne bekler işin sonunda?
Her şey yalan dolan, her şey yasak!
Çocukluğum bitti on beş yaşında,
Ağlayarak.

(1911)

 



Şiirlerim İçin

Hayatımda öyle erken, öyle erken yazıldı ki şiirlerim
Kendimin henüz bir şair olduğunu bilmiyordum daha.
Pınarın damlacıkları misali cebren ayrılırlar benden,
Bir roketin devinmesine benzer gene de.

Ansızın saldırır şiirler benden, işgal eder, uykunun ve tütsünün
Sarmaladığı tapınaktaki bazı minicik iblisler misali.
Gençlik ve ölümdür ele aldığı konular. Şiirlerim,
Her daim okunmadan kalan dizelerim!

Değişik kitapçıların tozu arasında fırlatılmış buraya ve oraya,
(Dokunulmamış şimdiye dek herhangi bir okurun parmaklarınca!)
Değil mi ki şiirlerim, değerli şaraplar gibi saklanır derinlerde,
Bilirim, zamanı gelir onların bir gün.

(13 Mayıs 1913)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy






Seni seviyorum

Seni seviyorum her gün, her saat.
Üstümde kocaman bir gölgesin,
Kutup köyündeki dumana inat.

Seni seviyorum her saat, her an.
Bana ne göz ve dudaklarından,
Her şey başladı, bitti, sensiz, inan.

Hatırlıyorum ses veren yaylar,
Kocaman yaka, tertemiz karlar,
Ve o yıldız dizilen boynuzlar...
Gölge... göğün yarısı edersin...
Eski dumanı kutup köylerinin...
Anladım Sen Kuzey geyiğisin.

7 Aralık 1918

 
 


Rusya’m, ne var utanacak..

Rusya'm, ne var utanacak!
Melekler hep yalınayak...
Çizmeleri aldı şeytan,
onlar şimdi kara korsan!

1919, Moskova


 



Damarları açtım..

Damarları açtım durdurmak zor,
N'eylersin, hayat fışkırıyor.
Gelsin çanak, gitsin tabak!
Her tabak nedense alçak,
Düz her çanak.
Ve geri dönmüyor
Kamışları beslemek için
Kara toprağa, hiç usanmıyor,
Şiir fıkrıyor, n'eylersin.

6 Ocak 1934

Çeviren: Mehmet Perinçek


 
 


Kaçmayalım cehennemden...
 
Kaçmayalım cehennemden, benim tutkulu
kız kardeşlerim, içelim kara reçineleri -
bizler ki tanrıya şarkılar söyleyerek yakardık…
bütün gücümüzle ve bütün rikkatimizle.

eğilmedik beşiklerin üstüne ya da
gecede dönen tekerleklerin, ve şimdi biz
kolsuz bir pelerinin eteklerinde
sallanan bir kayıktan savrulup düştük,

giyinirdik her sabah yumuşak
Çin ipeğini, ve söylerdik
cennet şarkılarını, eşkıya
kampının ateşlerinde,

pasaklı terzi kadın (bütün
dikişlerimiz söküldü), dansözler,
pipoların üstündeki oyuncular: bizler
bütün dünyanın kraliçeleri

ilkin güçbela örtündük paçavralarla,
sonra kodeslerde ve şölenlerde
saçlarımızdaki takımyıldızlarla
değiş tokuş ettik cenneti,

yıldızlı gecelerde, cennetin
elma bahçelerinde.
kibar kızlar, benim sevgili kız kardeşlerim
emin olun bulacağız kendimizi cehennemde!

Çeviren: Bilinmeyen


Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 786 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2010-04-23





Ağırlık ve tatlılık kızkardeştir


Ağırlık ve tatlılık kızkardeştir, aynıdır belirtileri
Ciğerotları ve yabanarıları ağır gülleri emerler;
İnsan ölür, soğur ısınmış kum,
Kara bir sedyede taşırlar bir gün önceki güneşi.
Ah, ağır petekler ve o tatlı ağlar,
Ağır bir taşı kaldırmak daha kolaydır tekrarlamaktan
senin tatlı adını!
Tek bir kaygım var benim, altın bir kaygım:
Zamanın ağırlığını kaldırmak kaygısı...
Kara bir su gibi çekerim içime bulanık havayı,
Zaman pullukla sürülür ve gül çürüyüp toprağa döner;
Örülür iki sıralı bir çelenkte ağırlıkları ve tatlılıkları
Karışırken yavaş bir burgaçta ağır ve tatlı güller...

1920

Çeviren: Ataol Behramoğlu
 



Geleceğin gürültülü zafer şenlikleri için...

Geleceğin gürültülü zafer şenlikleri için,
o soylu kuşak uğruna, yoksun kaldım
atalarımın şölenindeki kadehimden,
mutluluğumdan, onurumdan.

Omuzlarıma atılıyor şu kurt köpeği çağ,
oysa benim kanım kurt kanı değil.
İyisi mi, bir Sibirya kürkünün koluna
bir kalpak gibi sokun beni ki,

gözüm görmesin korkakları, yıvışan çamuru,
çarka gerilen kanlı kemikleri,
ve bütün gece parlasın benim için
ilkel güzellikleriyle mavi tilkiler.

Yenisey’in aktığı geceye götürün beni
çamların yıldızlara değdiği,
çünkü benim kanım kurt kanı değil,
ancak bir benzerim öldürebilir beni.

17-28 Mart 1931 - 1935





Utangaç sözsüz sesi

Utangaç sözsüz sesi
Ağacından düşen bir meyvanın,
Ve onun çevresinde, bölünmeyen
Sessiz müziği ormanın.





Bir buzulun çatlağından nasıl sızarsa su..

Bir buzulun çatlağından nasıl sızarsa su
Ve nasıl iki yüzü varsa o suyun tadının,
Bir ileri,
Bir geri ve nasıl biri tatlı öbürü sertse,

Öyle ölüyorum ben de son kez her anında
Bu günlerin,
Bir yandan eski iç çekişler artık
Salıvermezken beni,
Bir yandan göremiyorum gideceğim yeri.


Çeviren: Cevat Çapan

Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 868 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2010-03-01

« 1 2 3 4 5 ... 10 11 »
Культура - Kültür

Что нового?

НОВОЕ ФОТО

YENİ FOTO



НОВОЕ ФОТО

YENİ FOTO



НОВАЯ СТАТЬЯ

YENİ YAZI




НОВЫЕ СТИХИ

YENİ ŞİİR




НОВАЯ МУЗЫКА

YENİ MÜZİK



НОВАЯ КНИГА

YENİ KİTAP



Emin Coşkun - ART

Авторский сайт Эмина Джошкуна

Emin Coskun

Эмин Джошкун у нас


Поделиcь - Paylaş
Copyright TÜRK EVİM - ТУРЕЦКИЙ ДОМ © 2012 Сайт создан в системе uCoz