Турция - Türkiye

Категории
Мои стихи / Şiirlerim [18]
Стихи о Турции и не только о ней
Rus şiirler Türkçede [8]
Турецкие поэты [4]
Türk şairleri
Коды городов
Вход - Giriş
Логин:
Пароль:
Календарь - Takvim
«  Май 2012  »
ПнВтСрЧтПтСбВс
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Наш опрос

Какая тематика в культуре Турции Вам наиболее интересна?

 

[ Результаты · Архив опросов ]

Всего ответов: 753
Кто там - Kim var?

Рейтинг@Mail.ru

Каталог путешествий www.turizm.ru



Онлайн всего: 1
Гостей: 1
Пользователей: 0


Главная » Rus şiirler Türkçede
 
 


Lüt’ün karısı

Ve adil adam Tanrı’nın ışıldayan temsilcisini izledi,
siyah bir dağın üstünden, onun ayak izinde dev gibi,
huzursuz bir ses rahatsız ederken onun kadınını durmaksızın:
"Çok geç değildir, hala dönüp bakabilirsin

Kızıl kulelerinde Sodom’un, doğduğun yerin,
bir zamanlar şarkı söylediğin meydanda, barakada mekik ördüğün,
boş pencerelerde içine yerleştirilmiş yüksek evin
oğlan ve kız çocuklar orda hayırdua ettiler evlilik yatağına senin.

"Bir tek göz atış: ani bir acısı iğnenin
ilmikleyen gözlerini o bir ses çıkarmadan…
Saydam tuz oldu onun bedeni tane tane,
ve onun hızlı ayakları kökleşti yere.

Kim yas tutacak bu kadın için? Gözükmezmi o
çok önemsiz bizim ilgilenmemiz için?
Gene de kalbimde benim, onu asla inkâr etmeyeceğim,
ölüm acısı çekmiş olanı, dönmeyi yeğlediği için.



 
Karşılamadılar beni, dolaşırken


Karşılamadılar beni, dolaşırken,
Basamaklarda parlak fenerlerle.
Sessiz eve girdim
Bulanık, ayışığı kovasında.

Bir lâmbanın yeşil hâlesi altında,
Şiddetli öfkeyi saklayan gülüşle,
Arkadaşım, "Sindirella,” dedi,
"Çok gariptir sesin senin…”

Bir cırcırböceği kemanını çalar;
Bir şömine siyaha dönüştü.
Ah, birisi benim küçük pabucumu
Hatıra gibi sakladı,

Ve üç karanfil verdi bana,
Çevirirken aşağıya doğru gözlerini—
Suçlamalar için günahlarımı,
Değiştiremezdin sen görünüşünü.

Ve kalp nefret eder inanmaya
Zaman, çok yakındır o da,
Soracağı zaman kadınlara
Benim beyaz pabucumu denemelerini ayaklarına.

 


 
 
Sert kabuğu boyunca…

Sert kabuğu boyunca derin karların,
O gizemli, beyaz evine senin,
O kadar yumuşakça ve sessiz- biz ikimiz
Yürüyoruz, sessizlikte yarı-kaybolmuş.
Ve daha tatlıdır bütün şarkılardan, söylenen gelmiş geçmiş,
Bu düşler, gerçekleşen,
Birbirine dolanmış ince dallar beğeniyle baş sallayan,
Gümüş mahmuzlarının ışık halkasına senin…

1917
 
 
 
 
 
En Son Şerefe

Kaldırırım kadehimi
Tahrip edilmiş eve
Acılı ömrüme,
Ve yalnız günlere seninle.
İçerim sana,
Yalan söyleyen dudakların hainliğine,
Öldürücü buz gibi gözlere;
Dünyanın onun için acımasız ve yavan olduğu ona,
Tanrının bizi ondan kurtarmadığı ona.

 
 
 
O bu üç şeye aşıktı
  
Beyaz tavuskuşlarına, akşam şarkılarına,
Ve eski püskü Amerika haritalarına.
Çocukların ağlaması yasak,
Ahududu çayı gerekmez,
Kadınlar isteri nöbeti geçirmez…
Ben evliydim ona.
 
 
 
 
 
Aynı bardaktan içmeyeceğiz
 
Aynı bardaktan içmeyeceğiz
Ne sıcak şarabı, ne suyu,
Kuşluk vakti öpüşmeyeceğiz,
Pencereden bakmayacağız akşama doğru.
Sen güneşle soluklanıyorsun, ben ayla,
Ama düştüğümüz aynı sevda.

Sadık ve sevecen dost, benim yanımda,
Senin yanındaysa neşeli bir sevgili.
Gri gözlerindeki korkuyu anlıyorum sanma,
Ve bu çektiklerimizin sensin sebebi.
Sıklaştırmıyoruz ayaküstü buluşmalarımızı.
Ne çare ancak böyle koruyabiliriz huzurumuzu.

Şiirlerimde yalnızca senin sesinin ezgisi duyulur
Senin şiirlerinde benim soluğum eser.
Bir ateş ki, ona kim dokunur,
Buna ne korku, ne unutuş cesaret eder
Ve bilsen nasıl hoşlandığımı
Seyretmekten senin kuru, pembe dudaklarını.
 
Çeviren: Vehbi Taşar
 
 
 

Bilmiyorum, yaşamakta mısın, öldün mü?..

Bilmiyorum, yaşamakta mısın, öldün mü?
Dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni
Yoksa, akşamın yaslı karanlığında
Bir ölüyü mü düşünmeli...

Her şey senin için: Gün boyunca dualarım,
Uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin;
Şiirlerimin beyaz sürüsü,
Ve mavi yangını gözlerimin...

Hiç kimse daha yakın olmadı bana,
Hiç kimse böylesine üzmedi beni,
Acıya salıp gidenler bile,
Okşayıp bırakanlar hatta.

Çeviren: Ataol Behramoğlu

 
 

 
 
 
Son karşılaşmanın şarkısı
 

Buzdan bir el kalbimi sıkıştırıyordu sanki
Ama bir düşte yürüyor gibiydim;
Sağ elimin eldivenini
Çıkarıp sol elime giydim

Bitmez tükenmez gibi geldiler bana
Oysa topu topu üç taneydi basamaklar
"Benimle öl..” diye fısıldadı
Akçaağaçların arasından sonbahar

"Aldatıldım ben.. Üzgünüm..
Uçarı, kötü yazgım aldattı beni…”
Dedim ki "Ben de, ben de öyleyim..
Ölürüm… Ölürüm seninle sevgili..”

Son karşılaşmanın şarkısıydı bu
Dönüp bir kez daha baktım karanlık eve;
Yatak odasının penceresinde
Mumlar, kayıtsız, sarı bir ışıkla parlıyordu…

 

Çeviren: Ataol Behramoğlu

 


 

 
Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 921 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2008-05-23

 
 

Ne çok isteği var tatlı yârin!
 
Ne çok isteği var tatlı yârin!
İsteksizdir elbet aşksız insan.
Sevinç duyarım suyun sâkin
Saydam buz altında kalışından.
 
Ve atların buza – yardım et Tanrı’m! –
O aydınlık ve kırılgan olan,
Sakla, sende kalsın mektuplarım,
Gelecek’tir bizi yargılayan.
 
Açık, apaçık olman için ve
Bilge görünmen için onlara,
Senin o şanslı yaşamöykünde
Hiç yer verilir mi boşluklara?
 
Her nimet tatlıdır bu dünyada.
Sıkı dokunmuştur ağları aşkın.
Benim adımı ders kitabında
Çocuklar okusun, farkına varsın,
 
Bıyık altından gülümsesinler,
Bu hazin öyküyü öğrenince…
Aşk ve huzur vermedin, bu sefer
Acı bir şöhret ver, hiç değilse.
 
1913
Çevirenler: Kanşaubiy Miziev - Ahmet Necdet
 




Gri gözlü kral

  

Onulmaz ağrı şan olsun sana!

Gri gözlü kral dün öldü bir anda.

 

Sıkıntılı ve alaca bir sonbahar akşamıydı.

Kocam eve dönünce metanetle mırıldandı.

 

"Biliyor musun avdan ölüsüyle dönmüşler,

Cesedini yaşlı meşenin dibinde bulmuşlar.

 

Ne kadar da gençti, yazık kraliçeye

Ağarmış bütün saçları bir gecede.”

 

Ocağın üzerinden piposunu buldu

Ve gece işlerine koyuldu.

 

Kızcağızımızı şimdi uyandıracağım,

Küçük gri gözlerine bakacağım.

 

Pencerenin ardındaysa kavaklar

"Yeryüzünde kralın yok” diye fısıldayacaklar.


 



 
 
İnsanların yakınlığında gizemli bir çizgi var
 
İnsanların yakınlığında gizemli bir çizgi var,
Bu çizgiyi aşamaz tutku ve ölesiye sevmek.
Korkunç bir ıssızlıkta varsın birleşsin ağızlar
Ve çatlasın, parça parça dağılsın yürek.
 
Dostluk da güçsüzdür burada, yılları da
Yüksek mutluluk ateşinin,
Ruh özgürdür ve yabancıdır burada
Ağırkanlı bitkinliğinde şehvetin.
 
Çılgındır koşanlar buna erişmek için,
Erişenlerse bir özlemle uğramıştır bozguna.
İşte şimdi anladın sen, niçin
Çarpmıyor artık yüreğim avuçlarında.
 



Taş bir sözcük düştü parçalandı...
 
Taş bir sözcük düştü parçalandı
Henüz yaşayan göğsümde.
Zararı yok, ben zaten hazırdım.
Gelirim bunun da üstesinden.
Başımda işim çok bugün:
Belleği sonuna değin öldürmek gerek,
Taşlaşması gerek ruhun
Ve yaşamayı yeniden öğrenmek.
İşte… Yazın hışırdayan sıcak soluğu
Bayram gibi sarıyor pencereyi.
Ben çoktan sezmiştim bu
Aydınlık günü ve boş evi.

Çeviren: Azer Yaran
 

  


 
Yaban balı özgürlük kokar

Yaban balı özgürlük kokar,
Toz, güneş ışını kokar,
Bir kızın ağzı - menekşe
Ve altın - hiçbir şey kokmaz altın.
Tereotu su kokar,
Aşk ise elma,
Ama biz, biliyoruz artık
Yalnız kan kan gibi kokar;
Romalı yöneticinin halkın önünde
Topluluğun ölüm bağırtıları altında,
Ellerini yıkaması boşunadır,
iskoçya kraliçesinin sıska avuçlarını
Oğuşturması boşunadır
Kan damlalarını silmek için
Kral sarayının boğucu karanlığında...

Çeviren: Güneş ACAR
 


 
 
 
Hepsi satıldı...

Hepsi satıldı, hepsi gitti, yağma edildi.
Kara kanadını açıt önümüzde ölüm,
Acı tutkular ve özlemlerle kemirildi her şey,
Öyleyse nereden düşüyor bu ışık üstümüze

Gündüzleri içine çeken şehir
Korulardan gelen kiraz kokusunu;
Yeni ve garip gezegenler ışır
Soluk yaz göklerinde geceleyin.

Ve bu evler, bu toprak, bu yıkıntılar,
Mucizenin eli değmemiştir onlara da;
Yakındır : istenen, umutla beklenen,
Herkesin beklediği o bilinmeyen an.

Çeviren: Ülkü Tamer
 
 

 


Esin perisi

Geceleyin beklerken gelişini onun
Yaşamım pamuk ipliğine bağlı sanki
Gençlik, şan, özgürlük nedir ki
Karşısında o güzeller güzeli konuğun
 
Geliyor kavalıyla, kaldırıp peçesini
Ve takılıp kalıyor gözlerine gözlerim
"Sen miydin” diyorum "Cehennem sayfalarını
Yazdıran Dante’ye?” Yanıtlıyor: "Bendim.”
 
1924
 




Biri ölünce
 
Biri ölünce,
İmgeleri değişir artık.
Gözleri başka görür, ağzı bambaşka
Gülümsemelerle gülümser gülümserse.
Bunu bir ozanın
Cenazesinden döndüğümde anladım.
O zamandan bu zamana
Birçok kez doğrulandı anladığım.
                               
1940




Yürt

Yüreklerimiz tılsım gibi takınmaz yurdu,
Yurt ozanın elleri altında hıçkırmaz,
Kanatmaz bir türlü unutamadığımız yaraları
Acı uykularımızda. Vadedilmiş ülke değil.
Ruhlarımız değer biçmez yurda
Alınıp satılacak bir mal olarak;
Hastası, yoksulu, sessizi bu dünyanın, ki
Çoğu aklımıza bile getirmeyiz yurdu.
Evet, bizim için galoşlarımızdaki çamur,
Evet, dişlerimizin arasına giren, bizim için
Kumdur, ezeriz, ufalarız, öğütürüz,
O ince, temiz toprağı.
Ama yatacağız içine, otları, çiçekleri olacağız,
Utanmasız, sıkılmasız diyeceğiz ki: Bu yurt bizim.

1961

Çevirenler: Sabit Yılmaz - Mustafa Ziyala



 


Категория: Rus şiirler Türkçede | Просмотров: 1261 | Добавил: TurkEvim | Дата: 2008-01-20

« 1 2 3
Культура - Kültür

Что нового?

НОВОЕ ФОТО

YENİ FOTO



НОВОЕ ФОТО

YENİ FOTO



НОВАЯ СТАТЬЯ

YENİ YAZI




НОВЫЕ СТИХИ

YENİ ŞİİR




НОВАЯ МУЗЫКА

YENİ MÜZİK



НОВАЯ КНИГА

YENİ KİTAP



Emin Coşkun - ART

Авторский сайт Эмина Джошкуна

Emin Coskun

Эмин Джошкун у нас


Поделиcь - Paylaş
Copyright TÜRK EVİM - ТУРЕЦКИЙ ДОМ © 2012 Сайт создан в системе uCoz