Турция - Türkiye

Категории
Seyahat [1]
Edebiyat [1]
Türk dili [1]
Ünlü Ruslar [5]
Mutfak [1]
Коды городов
Друзья - Dostlar

Турецкий клуб в Москве
Türk Külübü Moskova'da

Турецкий Клуб
      Турция.ру - место под солнцем!
        Турция.Ру
            Мой дом - Турция
              BENİM EVİM TÜRKİYE


                Айда.Ру - отзывы туристов об отелях Турции.


                Главная » Статьи » Türkçe » Seyahat

                BAŞLANGIÇTA...

                1995 yılında en kara günlerimizi geçiriyorduk. Büyük ve ünlü yüzyıl ağır azapla yavaş yavaş ölüyordü, metro istasyonumuzun yanında ayazdan ölen ayyaş madalyalı dilenci gibi.
                Karanlık bir sonbahardı… O zamanlar işsiz bir mimardım. Bu nedenle o sonbahar bana daha da karanlık gelmişti.. Çünkü sadece arasıra özel siparişler alıyordum.. Yani, tesadüfen... Ayrıca müşteri de insandır, insanın da parası fazla veya az oluyor. ’Sen çalış, sonra öderiz’ dediler. Başka meşlektaşlarımın işleri aynıydı zaten. Geleceğimiz çok bulanık göründü, daha doğrusu önümüzde hiç gelecek görmüyorduk.

                Günün birinde, biri bana 'son dakika' turu teklif etti. Elbette seve seve kabul ettim. Tur paketi ucuzdu ve ayrıca bizim için Türkiye efsanevi ülke olarak görünürdü (1001 Gece’den gelen gibi…)

                O günlerde karanlıklar sadece doğada ve halk hayatında olmadı, zihnim de karanlıktı . İnanın ki insanlarla konuşurken, o kadar saf sorular soruyordum: ‘Antalya nedir? Anadolu mu demek?’ - ‘Allah bilir. İşte buna benzer şeyler…’

                …Şimdi buraya gösterişli satır ekleyebilirdim. ‘Karanlıktan ışığa, donuk aleladelikten sihirli efsaneye’ vs. Ama böyle birşey yoktu. Ne efsane ne de ışık. Geldiğimde akşamın geç saatleriydi. Bir buçuk saat sonra deniz kenarındaki küçük bir oteldeydik.. Gecenin sıcaklığını hissedip gözle görülmez dalgaların sesini duymuştum nihayet.

                ‘Denize girmek istiyorum!’
                ‘Nereye girmek istiyorsun, geç oldu!’
                ‘Ah fark etmez…’

                Merhaba Akdeniz!..
                Sular, parmağımdan altın Mısır yüzüğümü yıkayıp çıkarttı. Üzülmüşmüydüm? Elbette üzülmuştüm, bu doğaldı… O yüzüğü kimse bana vermedi,çalışıp kazandıgım parayla almıştım... Fakat güldüm. ‘İşte bu ülkeyle nişanlandım!’ dedim.

                …O gece yağmur yağıyordu. Yağmur damlaları. Bahçede portakal ağaçlarının yapraklarına hafifçe vuruyordu. Yakındaki otelden ise kulaklarıma keman sesi geliyordu. Oradaki insanlar dans ediyorlardı sanırım. Dikenli çalılıklarla kaplanmış duvarda gölgeler görünüp kayboluyordu.
                Yağmur durdu. Sonbaharda yağmurlar hep kısa ve taşkın oluyor. Körfez üstünde gökyüzü desenli birkilim gibi yayılmıştı. O gök kiliminde ki büyüklü ve küçüklü yıldızlar parlak arabesk yaratmıştı. Tabiki gece gökleri heryerde aynıdır. Türkiye de başka bir ülke de. Ancak bu gece tamamen ayrıydı. Böyle geceler Harkov’da vardı. Çocukken balkonumda oturduğum zaman böyle gökyüzüleri seyretmeeyi severdim. Orada portakal bahçesi yerinde kavaklı evler vardı, denizin yerinde ise vişne bahçesinin
                dalgalarıyla oynayan yar vardı. Kendi şehrimde geçirdiğim son birkaç seneyi hatırlıyorum. O zaman kaybedeceğim evime olan bağlığımı şiddetle hissettim… sonra da kendimi hiç 'evimde' hissetmedim.

                …Seyahat etmeyi seviyorum zaten. Kendimi yolda hissetmeyi de seviyorum. Ama!.. Bu defa başka birşey aklıma geldi. Akşam Antalya sokakları, bizim Sumskaya ( ..artık benim olmayan ..) sokağımızı aklıma getirdi. Yüzüğümle ilgili olay da… Gecmişle ilgili duygularımı ve düşüncelerimi unuttum ama bu gece herşey benimle idi.
                …Her gün bana bunlardandan bahseden kimdi? Dağların yamacında kıvrıla kıvrıla giden yol ve kayaya saplanmış eğri çam ve köye dönen yolun ardında bulunan köhne evcik, bir de sakin ekim güneşinin battığı saatlerde denizden esen tuzlu rüzgar. ‘Her zaman buraya döneceksin’ dediler bana.

                Şehir de benimle konuştu. Çünkü şehirler insanlar gibidir: dikkatle bakıp tanışıyorsınız, davet ederler sizi,hatta küsersiniz bile .Nihayetinde gönlünü almaz istersiniz..Bazıları kabul eder,bazıları etmez. Antalya hemen kabul etti. Ama bayramlık elbiseleriyle karşıma çıkmadı. Tabiki turist olarak görülmeye değer şeylerini görmeye gitmiştim. Sonra da şehrinin sokaklarında dolaşınca, güneş ve pişmiş balık kokulu evlere uğruyordum… Evlerin balkonlarında herzamanki gibi çamaşırlar asılmıştı. Ağaçların gölgesinin altındaki sandalyelerde oturan ihtiyar adamlar tavla oynuyordu. (Harkov’daki şehir parkında iki yanı kestaneli yol vardı ve orada bunlara çok benzeyen ihtiyarlarar oturdu).
                Biri gazete okuyordu, okuması bittikten sonra birdenbire genç bir delikanlı gibi çabukça ayağa kalkıp diğerlerine yüksek sesle bir şeyler söyledi.Onlar da oyunu bırakıp hararetle birşeyker tartışmağa. başladılar. O günlerde Türkçe hiç bilmedim, ama bu tür tartışmaların konusunu çok iyi bilirdim: ya uluslararası durum ya da futboldu… Çünkü küçükken, büyükbabam da böyle oyuncu ve münakaşacılara beni götürüyordu. Her pazar o kestaneli yolda toplanıyorlardı, ama tavla yerinde satranç vardı. Ne garip!.. Tanımadığm ve egzotik yerlere gitmiştim ama sonunda çocukluğuma da gelmiştim!..

                …Sonra doğduğum sokağa dönen, tramvay yoluna benzer kısa tramvay yolu göründü. Burada bu yol yarların eteğine kadar gitti, ilerisinde de budak ve kuru yabani otların arkasından deniz parladı.

                Çok daha sonra profesyonel olarak turizm ile uğraştığımda, oraya defalarca gelip türlü büyük ve şahane otellerini gördüm. Tüm Akdeniz kıyısını gezdim. Herşey çok güzeldi ama oraya sadece geliyordum, o saklı evlere de dönüyordüm.
                2005 yılın baharında birkaç gün böyle hane, böyle sokak ve böyle evde misafir olarak kaldım ve bu zamanı gelmiş dönüş o kadar gerçek göründü ki!..
                Hayır, orada ebediyen kalmayı hiç planlamadım; madem ki dünya ki her barınak geçici oluyor, ne farkederdiki?..

                ...Gürültülü kavşakta duruyorum ve üstümdeki sıcak akşam havasından şehrin gürültusu süzülüyor. Arabalar klakson çalıyor. Simitçi zile benzer bir tonda tekdüze bağrıyor: ‘Simitçi geldiiii, geldi simitçiiiiiiiii…’ Ara sokağın en yakın lokantasından müzik sesi duyuluyor. İnsan koşuşması, eski kale duvarları ve yarı uykulu körfez üstünde de Ay’ın solgun yüzü göklere çıkıyor. Bu ay iki bin yıl önce aynen Batı’ya giden havarilerin yollarını aydınlattı. Şimdi ışıgı yolumu aydınlatıyor. Herzaman buraya döneceğim…

                Çevirenler: Elena Ivanova ve Ahmet Göze


                Категория - Kategori: Seyahat | Добавил: TurkEvim (2006-06-26) | Автор: Elena Ivanova
                Просмотров: 2020 | Комментарии: 1 | Рейтинг: 0.0/0
                Всего комментариев: 1
                2006-06-27 Спам
                1. Dursun
                tebrik ederim güzel dostum harika insan ben de dünya insanlarının kardeşliğini seviyorum sevgi ve saygılarımı iletiyorum

                Добавлять комментарии могут только зарегистрированные пользователи.
                [ Регистрация | Вход ]
                Культура - Kültür

                Emin Coşkun - ART

                Авторский сайт Эмина Джошкуна

                Emin Coskun

                Эмин Джошкун у нас


                Поделиcь - Paylaş
                Поиск - Arama
                Copyright TÜRK EVİM - ТУРЕЦКИЙ ДОМ © 2017 Сайт создан в системе uCoz