Турция - Türkiye

Категории
Seyahat [1]
Edebiyat [1]
Türk dili [1]
Ünlü Ruslar [5]
Mutfak [1]
Коды городов
Друзья - Dostlar

Турецкий клуб в Москве
Türk Külübü Moskova'da

Турецкий Клуб
      Турция.ру - место под солнцем!
        Турция.Ру
            Мой дом - Турция


                Айда.Ру - отзывы туристов об отелях Турции.


                Главная » Статьи » Türkçe » Türk dili

                İSTANBUL TÜRKÇESİ VE 'Ğ'

                Fransız alfabesinde H harfi vardır ama okunmaz. Fransızlar gerçi bu işi abartıyorlar. Günlük konuşmalarda sıradan insanlar tarafından kullanılan "Hasan, Hüseyin" gibi isimlerin telaffuzunda H'leri okumayıp "Üseyin, Asan" demeleri neyse de dünyaca ünlü politik şahsiyetlerin, bilim adamlarının ve sanatçıların isimlerindeki H harflerini artiküle etmemeleri tuhaf bir "milliyetçilik"in ipuçlarını veriyor. TV 5'in haber bültenlerini fırsat buldukça izliyorum. Afgan lider Hamit Karzai'nin adı "Amit", Filistin'deki Hamas adlı radikal dinci örgüt "Amas", Hizbullah "İzbulla", Türkiye'nin güneydeki ili Hatay "Atay", olarak telaffuz ediliyor. Bizim Trakyalıların ve Romanların da H harfini kullanmadığını hatırlayarak bir bağlantı kurmaya çalışsam da tarihsel süreç içinde bunu pek yerli yerine oturtamıyorum.

                Mesele esasında Fransızların alfabelerinde neden H harfi bulundurduğu halde telâffuz etmedikleri değil, başka dillerdeki özel isimlerde de aynı uygulamayı sürdürmeleri. Bunu dikkatsizlik ya da emperyal niyetlerin bir dışavurumu olarak değil, kompleksli bir tavrın yansıması olarak ele almak daha doğru.

                Çünkü tüm dünya dillerinde varolan ve ses tellerinden çıkabileceği ispatlanmış olan H sesini çıkarmamaları mümkün değil.

                Asıl gelmek istediğim konu Türk dili ve alfabesi. Ülkemizde, dünyadaki dillerin aksine Türkçe'nin "okunduğu gibi yazıldığı" ya da "yazıldığı gibi okunduğu" şeklindeki yaygın bir kanının olması. Ancak resmi olarak bu anlayış devam etmekle birlikte, dile yön veren Devlet Tiyatroları, TRT ve diğer görsel ya da işitsel medya kurumlarında
                farklı bir Türkçe konuşuluyor. "İstanbul lehçesi" olarak kabul edilen bu Türkçede, yazı dilinde var olan Ğ harfi tamamen, E, R ve Y harfleri kısmen yok sayılıyor, bazı harfler de kimi zaman başka harflere dönüşebiliyor. Bu yüzden Fransızcadaki H harfinin alfabede olup da kullanılmamasını anlamak mümkün. Ancak Türkçede Ğ harfinin konuşma dilinde yok sayılması öğretimde ve eğitimde resmen kabul edilmediği için, bu durum fiilen, televizyonlar ve tiyatrolar aracılığıyla halkın bilinçaltına yerleştirilmeye çalışılıyor. Bu bile aslında iyimser bir varsayım. Söz konusu uygulama ne kadar yerine ulaşıyor meçhûl. Çünkü sokakta, evde ve işyerlerinde konuşulan Türkçe'nin, İstanbul lehçesi ile yakından uzaktan ilintili olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

                Esas diyalekt İstanbul Türkçesi

                İstanbul lehçesini televizyonculuk deneyimimin başladığı sırada aldığım dört aylık kursun başladığı tarihe dek ben de bilmiyordum ve bize orada söylenen ilk şey "Türkçe okunduğu gibi yazılmaz, yazıldığı gibi de okunmaz" şeklindeydi. Ama bu olgu sanki bir tabuymuş gibi gizleniyor ya da en azından resmen dile getirilmiyor.

                Eğer dile yön veren devlet kurumları

                İstanbul Türkçesi'ni "asıl diyalekt" olarak kabul ediyorsa, bu lehçenin eğitimi neden yapılmıyor? Çünkü "Türkçe okunduğu gibi yazılıyor ya da yazıldığı gibi okunuyor" savını ortadan kaldıran tek argüman, İstanbul lehçesinde Ğ harfinin tamamen kullanılmaması değil. Yüzlerce örnek var bu konuda.
                İstanbul Türkçesi, bazı kelimelerde Ğ dışındaki harfleri de gözardı ediyor. Örneğin, "haydi" sözcüğü "hadi", "bir dakika"daki "bir" sözcüğü "bi", "değil" sözcüğü "diil" olarak seslendiriliyor. Yani Y, E ve R harfleri kimi zaman yok sayılabiliyor.

                Ğ, R ve Y harflerine bağlı olarak da kelimeler konuşma içinde önemli değişimlere uğruyor.

                "Gelmek" fiilinin çekiminden olumlu ve olumsuz örnekler verilecek olursa:

                Geleceğim: Gelicem (Ğ'nin yanı sıra ikinci hecedeki E harfi İ'ye dönüşüyor. EM hecesindeki E harfi yarım ses uzatılıyor)

                Geleceksin: Geliceksin (İkinci hecedeki E harfi İ'ye dönüşüyor)

                Gelecek: Gelicek

                Geleceğiz: Gelicez (Ğ yok, E harfi İ'ye dönüşmüş durumda ve son hece olan EZ hecesindeki E harfi yarım ses daha uzatılıyor)

                "Gelmek" fiili olumsuz olarak kullanıldığı takdirde:

                Gelmeyeceğim: Gelmicem

                Gelmeyecekler: Gelmiycekler

                Cümle içinde kullanıldığında.

                Gelmeyeceğini söyledi: Gelmicini söyledi (Mİ ve Cİ hecelerindeki İ harfleri yarım ses uzatılarak)

                Gelmesini isteyecek: Gelmesini istiycek

                Ğ bazen Y harfine dönüşüyor. Örnek:

                Eğitim: Eyitim

                Eğer: Eyer

                Bu arada sesli harflerin açık ya da kapalı telâffuzu, "ulama" ve benzeri sorunlar

                İstanbul Türkçesi'nin temel diğer sorunları arasında yer alıyor.

                İki örnek cümle:

                'Beni Allah buraya sanki bu sinsi herifin ettiklerini göreyim de bir güzel hakkından geleyim diye göndermiş. Ona göstereceğim, bir hıncımı alayım da görsün o. (Moliere Tartuffe'den)'

                'Öyleyse ben Casio'yu tam menfaatine uygun olan bu yola doğrultmakla neden hain olayım?(W. Shakespeare Othello)'dan.

                Bu cümleleri İstanbul Türkçesi'yle şöyle okumak gerekiyor:

                'Beni Allah burıya sanki bu sinsi herifin ettiklerini göriim de bi güzel hakkından geliim diye göndermiş. Ona göstericeem, bi hıncımı aliim de görsün.'

                'Öyliyse ben Casio'yu tam menfaatine uygun olan bu yola doorultmakla neden hain oliim?'

                Konu çok uzun ve ciddi bir çalışmayı zorunlu kılıyor. Dil, algıladıklarımızı, düşünme ve davranış biçimlerimizi etkiliyor. Farklı dillerde konuşanlar nasıl dünyayı farklı biçimde deneyimliyorsa, bu olgu kullanılan diyalektler için de geçerli. Güzel Türkçemiz madem "İstanbul Türkçesi"yle daha güzel olacak, o halde bu eğitim yalnızca Devlet Tiyatroları'yla, TRT ve diğer televizyonlarla sınırlı tutulmamalı. Dil, sözlü ve yazılı göstergelerden oluşan, insanları diğer canlı türlerinden ayırt eden simgesel bir iletişim sistemi. Dolayısıyla en yaygın biçimde doğru ve iyi konuşulması toplumun gelişkinliğini gösterir. Yalnızca birkaç kurumun tekeline bırakılan dil eğitimi, birbiriyle ileteşebilen bir toplum inşa etmeye ne kadar katkı sağlayabilir? Okullarda Türkçe konuşma eğitiminin yaygınlaştırılmasının yeni istihdam alanları yaratacağı da öngörülürse bu öneri belki de heveslendirici olabilir.

                Fuat UĞUR
                Категория - Kategori: Türk dili | Добавил: TurkEvim (2007-10-28) | Автор: Fuat Uğur
                Просмотров: 3003 | Рейтинг: 0.0/0
                Всего комментариев: 0
                Добавлять комментарии могут только зарегистрированные пользователи.
                [ Регистрация | Вход ]
                Культура - Kültür

                Emin Coşkun - ART

                Авторский сайт Эмина Джошкуна

                Emin Coskun

                Эмин Джошкун у нас


                Поделиcь - Paylaş
                Поиск - Arama
                Copyright TÜRK EVİM - ТУРЕЦКИЙ ДОМ © 2019 Сайт создан в системе uCoz